12 Ocak 2018 Cuma

TAVŞANIN PEŞİNDE

Hepimiz istiyoruz ki çocuklarımız hayvanları sevsinler, zarar vermesinler, imkan varsa içiçe büyüsünler. Sokakta yiyecek bulamayan, aç, hatta susuz, sokak hayvanları için kapı önüne mama, bir kap su bırakmak, birlikte bir kuş yemliği tasarlamak çok anlamlı, çok değerli. Ama yeterli mi?

Dünya üzerinde insanlar gerçek kürk giydikleri sürece, spor olsun diye zevk için avlanmaya devam ettikleri sürece, kozmetik firmaları hayvanlar üzerinde deneyler yapmayı sürdürdükleri sürece, insanlar hayvanları eve alıp, sıkıldıklarında sağa sola bıraktıkları sürece, hayvanları sevmiş ya da korumuş olmuyoruz.

Çocuklarımıza doğanın tek başına hakimi olmadığımız, hele yaratılmışların en üstünü hiç olmadığımız, hiçbir canın diğerinden daha kıymetli olmadığı, hepimizin doğanın bir parçası ve yaşam hakkına sahip olduğu bilincini muhakkak yerleştirmeliyiz. Bilerek hiçbir canlıya zarar vermemesini, hatta yaptığı tüketimlerle zarar verenleri de finanse etmemesini yavaş yavaş düşüncesine yerleştirmeliyiz.

Peki, bu nasıl olacak. Önce birkaç rakamla olayın vehametini size açıklamak istiyorum; Türkiye'de yalnızca 5 ayda hayvanlara yönelik 8 milyon 315 bin yaşam hakkı ihlali, 144 işkence, 155 terk etme ve yüzlerce tecavüz vakası yaşandığı kayıtlara geçmiş. Hayranı olduğumuz Kanada'da 2016 yılında yaşanan yavru fok katliamını hepiniz biliyorsunuz, hatta ünlü oyuncu Biridget Bardot'un bu konudaki çabasını, Kanada Başbakanı tarafından görüşme talebinin reddedilmesini ve hatta alay konusu edilmesini de takip etmişsinizdir belki. Zaten böyle değil midir, birisi iyi ve yararlı bir çaba içine girer ama komik capslerle, alaycı videolarla savunduğu şey normalleştiririlir, espiri konusu haline getirilir ve olayın vehameti unutturulur. Türkiye'de eski sinema yıldızı, hatvan hakları savunucusu Emel Yıldız'ın ( Panter Emel) ; nasıl deli muamelesi gördüğünü, "işi gücü yok, yalnız, yaşlı, hayvanlarla kafayı bozmuş kadın" olarak alay konusu edildiğini hatırlayın.

"Neden bu kadar önemli, sokaktaki kimsesiz çocukları, Afrika'daki aç çocukları düşünün hayvanlar yerine" şeklinde gelebilecek eleştiriler için de şunu söyleyebirim, bunlar da insanlık olarak ayrıca düşünmemiz gereken konular, bir başka kanayan yaramız . Ama sizlerden şunu rica ediyorum, "hayvanlar üzerinde kozmetik testleri" diye googlelayın, görsellere tıklayın ve çıkan görüntülere, dehşete düşmeden, yüreğiniz dağlanmadan, 5 saniyeden uzun bakabiliyorsanız, bu yazıyı hiç görmemişçesine devam edin.

Durum böyleyken neler yapabilirim derseniz. Ben kendi adıma evimde bir dönüşüm başlattım. Şu an evimde bulunan kozmetik ürünler, deterjanlar, temizlik ürünleri vs bittikçe yenilerken hangi markanın ürününü aldığıma dikkat edeceğim ve muhakkak hayvanlar üzerinde test yapmayan ürünleri tercih edeceğim. "Nasıl uğraşalım, git, ara, test yapmayanını bul" demeyin, hiçbir ürün yerine konulamaz değil, herşeyin muadili var ve hatta gittiğiniz marketlerde, kozmetikçilerde yanyana raflarda duruyorlar. Tek yapmanız gereken biraz etiket okumak. Tavşan logolu ürünler hayvanlar üzerinde test yapmayan ve sertifika alabilmiş firmaların ürünleri. Bu ürünleri alabilirsiniz. www.tavsaninpesinde.com diye güzel bir site var; buradan firma listelerine ulaşabilir, kullandığınız markalar temiz mi değil mi öğrenebilirsiniz. Mesela ben Loreal, Nİvea, Elidor, Avon, Yves Rocher gibi en bilinen markaları kara listede görünce çok şaşırdım. Ama Watsons ve Gratis marka ürünler, Amway, U Green, Note, Bio plante, Bebak, Amway, LR gibi kolaylıkla ulaşabileceğim temiz ürünleri görmek de beni mutlu etti. Hiçbir zahmeti olmadan, biri yerine ötekini tercih ederek, hayvanlara yapılan işkenceye kendi adıma karşı durmuş olacağım. Bundan güzel birşey yok. Alışveriş esnasında çocuklarımıza da izah edersek, "bak bu markayı alalım, bunda tavşan logosu var yani hayvanlara zarar vermeden üretilmiş" dersek; onlarda da aynı bilinç yerleşmiş olacak. Bu kadar basit.

Öte yandan, çocuklarımıza bakamayacağı hiçbir hayvanı sahiplenmemesini de öğretmeliyiz. Çocuk seviyor, biraz oynasın, oyalansın diye eve bir hayvan alıp; sonra doğada tek başına hayatta kalmakla ilgili hiçbirşey bilmeyen bu zavallı hayvanı biraz sıkılınca sokağa terketmek en büyük vicdansızlık kanımca.

 Blogumu çoğunlukla annelerin takip ettiğini bildiğimden ve anne hassasiyetine güvendiğimden bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Siz de bu bilinç yayılsın isterseniz kendi hesaplarınızda linkini paylaşabilirsiniz.

Sevgiyle kalın.


Yorum Gönder
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...