24 Şubat 2017 Cuma

SAPANCA GÖLÜ GEZİMİZ

Geçtiğimiz haftasonu güneş yüzünü gösterdi, bahar havasına kaptırdık kendimizi. Bütün kışın karanlığından ve kasvetinden, iş güç temposundan bunalmış olan biz kendimizi nasıl dışarı attığımızı bilemedik. Güneşli bir Pazar, çekirdek ailemize çok çok iyi geldi.

Pazar sabahı pırıl pırıl güneşi görünce, eşime bizi Çengelköy'e götür hadi dedim; yapma dedi, beni İstanbul trafiğine sokma da neresi dersen giderim. Sapanca gölüne ne dersin dedim; olur valla dedi. Gerçekten de İstanbul içinde gezmekten ben de nefret ediyorum artık açıkçası; sırf trafik derdinden.

Sapanca gölü çok güzeldi. Maviye  bakmak huzur verdi. Göl kıyısında yürüyüş yaptık, ördeklere simit, göle taş attık, eşim su üstünde taş sektirirken biz de su da halkalar yaptık Nehir'le :-) Çimlere yayıldık. Nehir gölün ve ördeklerin resmini yapmak istedi, getirdiğim boyalarla, minik boy defterine manzaranın resmini çizdi.

Banklarda oturup biraz oyun oynadık. Gölün ve güneşin tadını epey çıkardıktan sonra Maşukiye'ye yöneldik. Herzaman gidip çok rahat ettiğimiz Cansu Alabalık Tesisleri'nde karnımızı doyurduk. Nehir açık havada epey vakit geçirdi, parkta oynadı ve akşam üzeri dönüş yolculuğumuz başladı.

Biliyorsunuz, sağlıklı olduğumuz müddetçe baha geldimi biz durmayız evde. Hem Nehir hem kendimiz için çok çok iyi oluyor bu geziler. Bu da bu senenin açılışı olun; leyleği havada görürüz inşallah bu sene de ..



 



14 Şubat 2017 Salı

KÜTÜPHANEMİZ 104- ÇOCUK OLMAK ZOR

ÇOCUK OLMAK ZOR
Tübitak Yayınları 

Takip edenler farketmiştir, artık blogta kitap paylaşımı yapamıyorum çok fazla. Kitaplarımız çoğaldı, tek tek yazmam imkansız. Ama arada bize farklı gelen, ilgi çekici ve Nehir'in yorumu olan kitapları kısaca yazacağım. 

Bu kitap çocuk gözünden, çocuk olmanın zorluklarını anlatarak başlıyor. Yetişkinler tarafından konulmuş kurallarla çevrelenmiş bir dünyada büyümeye, birey olmaya çalışmanın zorluklarından bahsediyor. Ama yetişkin olmanın da apayrı soumluluklar taşımak anlamına geldiği, o yüzden büyümek için acele etmeden, çocuk olmanın zevkini çıkarmanın en doğrusu olduğu mesajıyla bitiyor. Çocuklar ve yetişkinler için, birbirlerinin yaşamlarına farklı bir pencereden bakmalarını sağlamayı amaçlıyor kitap. 

Nehir'in kitabı okurken yorumu; "Çocuk olmak hiç de zor değil, aslında yetişkin olmak zor; hergün işe gitmek zorundasınız, işte hep aynı işleri yapmak zorundasınız, hem de hiç oyun saati olmadan, evdeki işleri yapmak zorundasınız, yemek yapomak zorundasınız.... Keşke yetişkinler olmasaydı diyen çocuklar çok yanlış düşünüyor; yetişkinler olmasa bize kim bakardı, kim yemek yapardı, aç kalırdık, yetişkinler olmasa çocuklar da olmazdı, hatta her çocuk bir yetişkinden doğduğuna göre, dünyada hayat olmazdı o zaman"

Ne diyeyim, aklına sağlık çocuk.

İzninizle ben işe döneyim, malum oyun saatim bile yok :-)




 

12 Şubat 2017 Pazar

PAKOLİNO AKTİVİTE KUTULARI- ŞUBAT AYI KUTUPLARA YOLCULUK TEMASI

Bu ay Pakolino kutusunun teması Kutuplara Yolculuk. Tam da Nehir'ler geçtiğimiz ay okulda GEMS etkinlikleri kapsamında penguenleri ve kutupları tanımışlarken bu kutu çok iyi geldi üzerine. Nehir'e kalsa bir akşamda tüm etkinlikleri yapıp bitirecek ama 1 etkinlik bile uyku saatini kaydırdığından, kendisini zor da olsa ikna ediyorum tek etkinliğe.

İlk olarak kutup ayısı bowling oyununu hazırlayıp, oynadık. Babası da katıldı bize. Bayağ gülüp eğlendik. Kaç akşamımız bu bowling oyunu ile geçti.
 



İkinci etkinlik olarak cam süslerini hazırladık Nehir'le ve odasının camını kar taneleriyle ve Nehir'in ismi ile süsledik.




Son etkinliğimiz kızaktan kalemlikti. Nehir'le kızağı hazırladık, Nehir stickerlarla tek tek süsledi. İşyerindeki masam için istedim nehir'den bu kalemliği ama Nehir izin vermedi, hem kalemlik hem oyuncak olarak kullanacakmış kendisi. Zaten epey hayali oyun oynadı kızakla.  




Pakolino'nun bu ayki etkinliklerini bir çırpıda bitirdik. Gerçekten de çok paralar verip aldığımız çoğu oyuncaktan daha verimli, daha oyalayıcı oluyor şu Pakolino. Sizler de incelemek, abone olmak, 3-7 yaş aktivite kutularının evinize gelmesini isterseniz www.pakolino.com' u ziyaret edebilirsiniz.

6 Şubat 2017 Pazartesi

SÖMESTR VS.

15 günlük sömestr tatilini geride bıraktık. Çalışan anne-baba olarak bu 15 günü yapabileceğimiz en iyi şekilde planlamaya, Nehir'e güzel anılar biriktirip, eğlenebileceği ve dinlenebileceği bir tatil geçirtmeye çalıştık. 15 günlük tatil demek, 3 adet haftasonu demek bizim için. Bu zamana 1 tiyatro oyunu, 2 sinema, akvaryum gezisi, ailecek kahvaltı, birlikte yenen yemekler ve Nehir'in devam eden bale kursunu sığdırmayı başardık.

İzlediğimiz tiyatro oyunu Devlet Opera Balesi'nden izlediğimiz 3. oyun; Kitap Kurdu ve Can Haylazlara Karşı  

Oyun harikaydı, kostümler, dekorlar, oyunculuklar, müzikler ve özellikle çocuk oyuncuların dansları muhteşemdi. Nehir inanılmaz eğlendi.
 
Akvaryum gezimiz; İstanbul Anadolu yakasında ViaSea'de idi. Nehir'in ikinci akvaryum gezisi oldu. Akvaryum ve balıklar genel olarak harikaydı, Nehir her bölümde ayrı mutlu oldu. Deniz anaları, deniz yıldızları, vatozlar, köpek balıkları, deniz atları hepsine bayıldık. Kayıp Balık Dori ve Memo'nun orjinallerini gördük, ne kadar minik olduklarına şaştık. Denizaltına girip bir maceraya atıldık. Kumla topografik yeryüzü haritası yapmayı deneyimledik. Biberonla koi balığı besledik. Sömestr tatili kapsamında hazırlanan eğlenceli bilim gösterisini izledik ve atıklarla sanat etkinliğine katıldık. 

2 sinema filminden biri Peppee idi, Nehir babasıyla izledi. Nehir çok eğlenmiş ancak eşim pedagojik açıdan yanlışlarla dolu bir çizgi film olduğunu söyledi, çok da beğenmemiş açıkçası. 

İkincisi ailecek izlediğimiz Moana, prenses olmayan ilk Disney kahramanı; cesur, kabilesini kurtarmak için maceraya atılmaktan korkmayan küçük bir kızın öyküsü. Bir iki ürkütücü sahnesi, küçük yaş gurubu için uygun değildi, bir de mitolojik tanrı, yarı-tanrı vs kavramlar kafa karıştırıcı olabilir, onun dışında öyküsü, dansları, müzikleri, görüntü kalitesi ile Nehir'in ve bizim beğenimizi aldı.



3 Şubat 2017 Cuma

A SOSYAL MEDYA!!



Geçenlerde instagram hesabımda bir paylaşım yaptım; "ne doğru düzgün selfie çekebilirim, ne laf sokmalı yazılar paylaşırım, yemek yaparsam oturur yeriz, öncesinde boy boy foto çekmez, kurdeleyle açıLış yapmayız, eşime güzel birşey söyleyeceksem akşam evde yüzüne söylerim, hediye vereceksem eline veririm, sosyal medyayı aracı etmem. O halde ne işim var benim bu sosyal medyada?" demiştim.

Öncelikle şöyle söyleyeyim, ben sosyal medyada yokken ilk olarak bloğum vardı. Bu kadar anne-çocuk paylaşım grupları, facebook hesapları, instagram fenomenleri yokken, ben Nehir'e kitaplardan okuyarak, yabancı sayfalardan uğraşıp çevirerek, copy-paste değil, uğraşıp didinerek etkinlikler hazırlıyordum. Herkes benim kadar uğraşmasın, çevreme bir faydam dokunsun diyerek blogta bunları paylaşmaya başladım. Sadece oyun, etkinlik değil, çocuk kitaplarımızı, Nehir'le gidip gördüğümüz, çocukla gitmeye elverişli, çocuğun hayattına bir değer katacak etkinlikleri; müze, sergi, tiyatro, sinema ve diğer sosyal faaliyetlerimizi paylaştım yıllarca. Kimileri son derece komplekssizce (ki bence komplekse girecek hiçbir durum yok, atla deve değil, küçücük araştırmayla, istekle ve az biraz özveriyle her ebeveynin uygulayabileceği şeylerdi) yaptıklarımı örnek aldı, sayende pekçok şey öğrendik, senden ilham aldık, çocuğumuzla daha verimli vakit geçirmeye başladık, dediler. Kimileri ise haset etti, kıskandı, kendi içlerinde bir rekabet duygusana kapılıp bunu bir yarışa dönüştürdüler. Benim pozitif örnek olması için yaptığım paylaşımlarımdan çıkarılabilecek en negatif sonuçları çıkardılar. Evet yaptılar. En nefret ettiğim şey ufacık çocukların birbirleriyle karşılaştırılması, yarıştırılması iken beni ve çocuğumu böyle bir yarışın içine çekmeye çalıştılar. El kadar çocuğun karşısına geçip, sen oralara gittiysen, şunu şunu yaptıysan, biz de bunu bunu yaptık tadında nispet yapmaya çalıştılar.

Ama bilmiyorlar ki, çocuklar yetişkinler gibi değildir, onlar hava atmayı bilmediği gibi, kendilerine hava atılmaya çalışıldığını da anlamazlar; ellerinde olanla mutlu olurlar, ilgi ve sevgi onlar için yeterlidir, fazlasını istemezler, eksiklik, yoksunluk duygusu büyüklere aittir, çocuklara değil.  En azından benim çocuğum için bu böyledir. Böyle yetişiyor çünkü; doyumlu yetişiyor, duyarlı, sevgi dolu, elindekilerden mutlu olacak şekilde ve sahip olduklarının kıymetini bilecek şekilde. Yarışacaksanız bu manevi değerlerle yarışın.

Bu da benim ilk laf sokmalı paylaşımım olsun o halde buyrun..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...