15 Mayıs 2017 Pazartesi

ANNELER GÜNÜ



anneler günü...


bu anneler günü sabahı, anneliğimin ilk gününü düşündüm. Ben kızımı anneliğimin ilk gününde değil, 3 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra ancak 3. günü kucağıma alabilmiştim. Doğum hikayemi blogta okuyanlar biliyor ya gerçi, orada yazmadığım eksik kalan o kadar çok şey var ki. Vücudumda morarmamış biryer yoktu; kollarım ellerim, karnım, sırtım. Kanım iki kez yenilendi, artık kan alacak, verecek damar bulamıyorlardı da, kasığımdan kan almaya başlamışlardı. Sırtım, ensemden ayak bileğime kadar yatak yarası olmuştu, yoğun bakımda yatmaktan. Bacağım sıcak su torbalarından, avuç içi kadar yanmış da farketmemişim diğer acılarımın büyüklüğünden; günler sonra farkedildi. Yardımsız tuvalete gidemiyordum, eşim günlerce tuvalete götürdü getirdi beni. Ablam gelip banyomu yaptırdı. 8 gün hastanede kalıp eve çıktığımız gün, ben evime geldim diye sevinirken, kasığımdan sırtıma kadar mosmor morarmıştı, içerde devam eden kanamadan cilt altı enfeksiyon olmuş da, tekrar hastaneye dönmek nasıl zoruma gitmiştiç Çok zordu, çok acılar çektim. Allah kimseye yaşatmasın diyeceğim şeyler. Hala bir hamile gördüğümde, bir doğum haberinde hüngür hüngür beni ağlatan şeyler. Hem benim için zordu hem yakınlarım için. Ama tüm bunlara karşın, Nehir'i kucağıma aldığım ilk gün, doktorumla karşılıklı ağlaşırken ona demiştim ki, "bu nasıl bir sevgiymiş, şu an sanki dünyanın en güzel, en değerli şeyini tutuyorum kollarımda. Allah dünya üzerindeki tüm kadınlara yaşatsın bu duyguyu" Evet böyle söyledim. Şimdi de aynı şekilde hissediyorum. Bir Nehir'ime kavuşmak için, gerekirse bin kere yine çekerim aynı acıları. Zaten çevremdekiler, eşim dostum bilir, ben ölümden dönüp de ah vah demeden kızımı kucağıma aldığım an ona gülümseyerek ninniler söylemeye başladım. Annelik böyle birşey işte... Dünya üzerinde birisini canından çok seven kişi değil midir anne. Anneliği yüreğinde hisseden tün annelerin, anneler günü kutlu olsun.  

10 Mayıs 2017 Çarşamba

KÜTÜPHANEMİZ 109- BURCU VE BERK İLE MÜZİK



BURCU VE BERK İLE MÜZİK

Defne Ongun Müminoğlu



Bu seriyi Migros 23 Nisan indiriminde keşfettim, serinin 3 kitabını aldım, henüz yalnizca Müzik kitabını inceledik Nehir'le. Kitap müzik tarihi, müzik aletleri, yaşamış ünlü müzisyenler, notalar, farklı müzik türleri hakkında çok faydalı bilgiler sunuyor çocuklara. Uzmanlardan destek alınarak hazırlanmış harika bir kitap. Kitap Burcu ve Berk'in annesinin onları şehirdeki müzik festivaline götürmesi kurgusu ile başlıyor. Kitabı okurken o kadar özendim ki, ah şehrimizde böyle bir festival olsa da gitsek diye geçirdim içimden. En azında Devlet Opera Balesi'nin gösterilerinde yaş sınırı 8 degil de 5 ya da 6 olsa keşke. 


Neyse, kitapta bir de şöyle bir güzellik var. Değerli sanatçı Murat Evgin, kitap için Müzik Başlasın isimli bir şarkı bestelemiş ve bu şarkıyı poptan, klasik müziğe, rocktan, reggieye farklı tarzlarda yorumlayarak, çocuklara kullanılan enstürmanlar değiştiğinde şarkının nasıl farklılaştığını göstermek istemiş. Nehir'le şarkıya bayıldık. Hatta Nehir, yazı tahtasına kalplerden oluşan bir resim yapmış ve "bu şarkı için yaptım bu resmi" dedi. Cd kitapla birlikte veriliyor. Harika bir iş olmuş. Emeği geçenlere çok çok tesşekkürler.


Kitap 5yaş+. Biraz uzun bir kitap. Bir solukta da okunabilir, ya da zaman zaman karıştırılıp içinden bazı sayfaları da incelenebilir. Müziği seven 10 yaşında bir çocuk için bile ideal bence. 


Nehir kitapta, hayranı olduğu Barış Manço'yu, mandala boyarken dinlediği Vivaldi'yi ve bizden duyup öğrendiği Erol Evgin'i görünce ayrıca mutlu oldu. 





6 Mayıs 2017 Cumartesi

SAFRANBOLU GEZİ NOTLARIM



Bizim gibi anne-baba çalışan aileler için haftasonuyla birleşen bir günlük resmi tatiller çok değerli. İşyerinden izin isteme sıkıntısı olmadan, ailecek birlikte vakit geçirmek, yakın mesafe gidebileceğimiz, ülkemizin önemli kültür kentlerini gidip görmek, kısa süre şehirden uzaklaşmak için fırsat herbiri. Hepsinden de öte, Nehir  yeni yerler görmeyi, bizimle birlikte gezmeyi o kadar seviyor ki. Bu kış boyunca "bir haftasonu 2 günlük tatile gitsek, nereye gidebiliriz diye" istedi durdu. Safranbolu tatilini aylar önce ayarladık sayesinde. O gün bugün hevesle bekliyordu. 


Dünya kültür mirası, müze kent Safranbolu'yu görmeyi ben de çok istiyordum. Cumartesi sabaha karşı yola çıktık ve 4,5 saatlik bir yolculukla sabahın erken saatlerinde otelimize vardık. Girişimizi yapıp doğruca kahvaltı için çarşıya çıktık. Eski Safranbolu'da, tarihi çarşı içerisinde açık havada doğal reçellerden, böreklerden, bükmelerden, meşhur Safranbolu simidinden oluşan güzel bir kahvaltı yaptık. Yol yorgunluğumuzu attık. 




Ben gelmeden epey araştırma yapıp, ne yenir ne içilir, neresi gezilir detaylı bir rota çizmiştim. Turist bilgi bürosundan harita da alıp turumuza başladık. 


İlk durak Hükümet Konağı Kent Müzesi. Müze'yi gezmeden evvel bahçesinden manzarayı izleyip, herbiri birbirinin güneşini engellemeyecek şekilde konumlandırılmış muhteşen eski Safranbolu evlerini bol bol fotoğrafladık.  Müze içerisinde Nehir özellikle yöresel kıyafetli bebekleri çok sevdi. Giriş kattaki bir seyyahın  Safranbolu gezi notlarının yer aldığı dev kitap hoşuna gitti, bu notları okudukl beraber. En alt katta esnaf ve sanatkarlar bölümünde, oda oda konumlandırılmış şekerci, şifa eczanesi, yemenici, demirci-bakırcı dükkanlarına bayıldı; özellikle de hareketli heykellere. Bu arada müze giriş ücreti; yetişkin 4 tl, 6 yaşa kadar ücretsiz. (2017 yılı)


Müze sonrası Minyatür Saat Kuleleri bölümüne geçip, ülkemizin çeşitli şehirlerinde yeralan saat kulelerinin minyatürlerini  gezdik. Nehir birtanesini bile atlamadan tek tek gezdi. Ben ona bu bölüme geçmeden önce saat kulesi nedir anlatmaya çalışırken, "ben zaten biliyorum, Big Ben gibi, yüksek, üstü üçgen, ortasında kocaman saat olur" diye açıklaması inanılmazdı. Çocuğa çok kitap okumanın faydaları :-) Buradan sonra Safranbolu Saat Kulesi' ni de ziyaret edip, yeniden eski çarşıya doğru yola koyulduk.





Eski Çarşı'da safranlı lokumlardan tadıp, safran kolonyası, magnet, ve tabii ki Safranbolu konakları şeklindeki gece lambalarından aldık Nehir'in odası için. Buradan Cinci Han' a geçtik. Havuzlu Meydan' da közde türk kahveleri içip biraz soluklandık. Sonra Han'ın odalarını gezmeye başladık. Nehir'e han nedir, kervansaray nedir anlattık. Odaların alçaçık kapıları, odaların küçücük oluşu ve odalar içerisinde kurulan yaşam çok ilgisini çekti Nehir'in. En son Han'ın terasına çıkıp, yeniden eski Safranbolu manzarasını fotoğrafladık.


Demirciler-bakırcılar Çarşısı'na şöyle bir uğradık.  Sıcaktı, buradan alacağım bişey de yoktu aklımda, o yüzden detaylı gezmedik burayı. Köprülü Mehmet Paşa Camii ve bahçesindeki güneş saatini de, cami tadilatta olduğundan göremedik.


Kaymakamlar Evi, Eski Çarşıdaki son uğrak yerimiz oldu. Bu arada, şu ana kadar bahsettiğim tüm yerler birbirine yürüme mesafesinde.  Kaymakamlar Evi'ni gezmek için de yine kişi başı 4 tl ödemek gerekiyor. Bu ücret uygulamasını ben sevdim aksi halde buraların hem bakımı aksar, hem insanımız kırar döker mahveder diye düşünüyorum. Çoğu turla gelenler ücret nedeniyle girmediler konak içine . Biz iyi ki girmişiz. Konak'ın her odası ayrı düzenlenmiş, mutfak, gelin odası, oturma odası.. Her odada hareketli heykeller ve dönemim eşyaları var. Nehir'le geçilebilen bölümlerde cumbaya oturduk, fotoğraf çektirdik.  Her odada ayrı keyif aldı Nehir. Odalardan birinin içerisinde tahtadan yapılmış, banyo olarak kullanılan bölüm, ekmek pişirilen ocak, haremlik ve selamlık bölümlerini ayıran, yiyeceklerin konulduğu dönen dolap, sallanan beşikteki bebek, ekmek açan kadınlar ve kına gecesi canlandırması, aslında konağın tamamı Nehir için ilgi çekiciydi ve harika bir deyim oldu.




Çok gezdik, acıktık, sorduk soruşturduk, öğle yemeği için çay kenarında, açık havada güzel bir restoran bulduk. Burada epey oturduk, karnımızı doyurduk, dinlendik. 


Bugünün son gezi rotası Yörük Köyü oldu. Yörük Köyü eski evleriyle taş sokaklarıyla herbir sokağı ayrı ayrı arşınlanacak kadar güzeldi aslında. Biz eski evleri görüp, sokaklarda yürüyüp, köylü teyzelerle biraz sohbet ettik. Ünlü opera sanatçısı Leyla Gencer'in babasının da bir evi varmış burada, hatta evin önünde de Leyla Gencer'in büstünü yapmışlar. Bu evi ve heykeli de görüp fotoğraflayıp köyden ayrıldık. Artık otele gidip, yıkanıp paklanıp dinlenme zamanı.



2. günümüzü Kristal Teras, İncekaya Su Kemeri, Tokatlı Kanyonu ve Yürüyüş Parkuru'na ayırdık. İlk olarak Kristal Teras'la başladık. Kristal Cam Teras, tokatlı Kanyon'u üzerinde, yerden 80 mt yükseklikte adı üzerinde camdan bir teras. 75 ton ağırlık taşıyabilecek kapasitede ve roketatar mermisiyle dahi kırılamayacak özellikte camdan yapılmış. Safranbolu turizmine katkısı büyük. Yine giriş ücretli (4 tl). Üzerinde gezinmek biraz cesaret istiyor, ben başta hafiften tedirgin oldum, ama Nehir gayet cesurdu. Babasıyla birlikte mutlu mesut manzaranın tadını çıkardılar. Ben de ilk tedirginliğimi atıp onlara katıldım tabi. Yine bol bol fotoğraf çektik.  Manzara müthişti, yaşanması gereken bir deneyimdi.


Buradan Tokatlı Kanyonu'na yöneldik. Kanyonun girişinde önce İncekaya Su Kemeri çıkıyor karşımıza. Daha sonra Kanyon'a inmek için yine bilet aldık. Aşağı inmek önce gözümüzü korkutmuyor değil. Görevlilere sorup öğrendiğimize göre kanyona iniş çıkış toplam 1,2 km . Ancak bu yolun tamamı tahta merdivenler ve yürüyüş alanlarından oluşuyor. Çocukla nasıl olur derken görevli yol boyu dinlenme için oturaklar olduğunu ve aşağısının çocuklar için çok keyifli olduğunu anlatınca denemeye karar verdik. Açıkçası fotoğraf molalarıyla geçen iniş turu bizi hiç yormadı. Aşağıda küçük şelalaeler, ağaçlara asılı tahta salıncaklar, turkuaz yeşili minik göletler, gölet üzerindeki tahta köprülerle adeta cennette gibi hissettik. Çocuklar için at turu da vardı. Midilliler vardı. Nehir mest oldu. Biz de. Aşağıda epey vakit geçirdik. Dinlenerek çıktığımız dönüş yolu da bizi hiç zorlamadı. Yine de yorulduk tabi, yorgunluğun üzerine gölgede birer dondurma ile kendimizi ödüllendirdik. 





Öğleden sonra Safranbolu turumuzu tamamlayıp dönüş yoluna geçtik. Yemek molası vs derken akşam evimizdeydik. Harika anılarla döndük. Bir sonraki gezinin hayallerini kurmaya başladık bile.


Çocuklar için, aileleriyle bu tarz deneyimler unutulmaz. Bir şekilde imkan ve fırsat yaratılıp gidilmeli, görülmeli bence. Ülkemizin her köşesi cennet. ve her bütçeye uygun tatil imkanı var, yeter ki biz istekli olalım.Allah eşime ve bana sağlık, sıhhat, ömür verdikçe Nehir'le daha çok geziler yapmak planımız.

Sevgiyle kalın.

5 Mayıs 2017 Cuma

KÜTÜPHANEMİZ 108- KİTAP



KİTAP
David Miles

Bu bir kitap. Siyah kelimeler, beyaz kağıt üzerinde.Tuşları yok, sesi yok, ödül puanları da yok; görüp görebileceğin en basit, en sıradan şey. Ta ki yakından bakmayı öğreninceye kadar. Biraz daha yakından baktığında göreceksin ki, bir kitap sana uçsuz bucaksız hayallerin kapısını aralar, hiç olmadığın yerlere gidebilir, istediğin herşey olabilirsin, kitabın herzaman seninledir, asla şarjı bitmez, ışıkları sönmez.

Güzel bir kitap. Anlatımı çok sade değil, o yüzden en miniklere önermem ama okul öncesi çağı için kütüphanede olması gereken bir kitap bana göre.
 


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...