29 Eylül 2016 Perşembe

AİLE OYUNU- ELC ANIMATE

Mothercare mağazalarında satılan ELC marka oyun ve oyuncakları daha önce de yazmıştım. Şimdi bahsedeceğim oyunu da Nehir'in çok seveceğini tahmin ederek aldım ve yanılmadığımı gördüm. 

Oyun 3 ya da 4 kişi ile oynanıyor. Çarkı çeviriyoruz; act out( taklit et), draw (çiz) ya da create (oluştur) geliyor. Hangisi gelmişse yerden ona ait kartlardan birini diğer oyunculara göstermeden alıyor, kum saatini çeviriyor ve karttaki resmi çizerek, taklit ederek ya da oyun hamuru ile şekillendirerek anlatmaya çalışıyoruz. Bu arada resim kabiliyeti hiç olmayan eşimin resimlerine, Nehir'in taklitlerine bol bol gülüp eğleniyoruz. Nehir'in bitmesini hiç istemediği çok eğlenceli bir oyun. Aynı zamanda da geliştirici bir dizi faaliyet içeriyor. Nehir'in "aynısını yapamam ama benzetmeye çalışacağım" diyerek, gayet güzel her nesneyi çizmesi ya da hamurdan yaratması beni oldukça şaşırttı.  Çünkü resim konusunda çok cesaretli değil, ben bunu çizemem sonra yapalım diyip bırakıyordu mesela daha önce yaptığımız bazı aktivite setlerinde resim çizmeyi gerektiren bölümleri. Ama bu oyun sayesinde bunu aştığını görüyorum. (Ya da oyun sayesinde değil de, yaşı ve zamanı geldiği için bilemiyorum) Lokomotif gibi oldukça zor nesneleri bile çizip anlattı bize. Bu benim için çok mutlu edici bir gelişme çünkü ben çocukken resim çizmeyi çok seven, ama herhangi bir şekilde eğitim almadığı için yeteneği körelen, resim çizme tutkusu içinde ukte kalan, bu yüzden çocuğu resim çizse çok mutlu olacak olan şu annelerdenim. :) Bu işin şakası tabii, ama ben Nehir'in içerisinde resim kabiliyetinin olduğuna ve günün birinde birdenbire parlayacağına inanıyorum ya da öyle hissediyorum diyeyim içten içe. 



Ailecek birarada olduğumuz zamanları çok seviyorum. Bu yüzden bildiğiniz başka güzel aile oyunları varsa, tavsiye ederseniz çok sevinirim.

 

21 Eylül 2016 Çarşamba

KAYIP BALIK DORİ

Bayram tatiline bir de sinema keyfi sıkıştırdık Nehir'le. Kayıp Balık Dori; hem eğlenceli, hem duygusal hem de çok hareketli bir macera. Dori'nin anne ve babasıyla olan sahnelerde inanın ağladım. Ailenin ve dostluğun, arkadaşlığın önemini anlatan çok güzel bir konusu var.

Biz Nehir'le avm'ye ya sinema ya da kitapçı için gideriz, ya da market alışverişi için. Sinema günümüzde kitapçıya da uğradık ve Kayıp Balık Dori'nin bir kitabını bulunca çok mutlu olduk. Nehir izlediği filmlerin kitabını da alıp okumaya bayılıyor.

Hala vizyondayken gidip izlemenizi tavsiye ederim. 



 

TARIK AKAN'I KAYBETTİK...



Tarık Akan'ı kaybettik. Bir yakınımı kaybetmiş kadar üzüldüm, çocukluğumuzdan bir parça daha kopup gitmiş gibi üzüldüm, şimdilerde böyle kişilik sahibi, örnek sanatçılar yok, çocuklarımız (şimdilik uzak tutmayı başarsak da) saçma sapan programlardaki, dizilerdeki saçma sapan kişileri izleyerek büyüyecekler diye üzüldüm, Nehir, Kemal Sunal'a, Barış Manço'ya, Levent Kırca'ya yetişemediği gibi Tarık Akan'a da yetişemedi diye üzüldüm, Münir Ozkul'lu, Adile Naşit'li o sıcacık aile filmleri artık yok diye üzüldüm, ölünün bile arkasından laf eden, kavga eden hatta küfreden  insanları gördükçe üzüldüm, ülke olarak nereye gidiyoruz diye üzüldüm ve en kötüsü umut giderek azalıyor diye üzüldüm.



İNTERNET SAVAŞLARI



İnternet savaşları, uzay savaşlarını geçmiş durumda. Sosyal medya paylaşımları ileri düzeyde rekabet boyutuna ulaştı şahsi kanaatimce. Kim nereye gitmiş, ne yemiş, ne içmiş, ne giymiş, kimlerle görüşmüş; herkes birbirini takip eder, altta kalmamak için de elinden gelen gayreti gösterir duruma geldi. Ben sosyal ağ olarak instagram ve facebook kullanıyorum. Instagramı blogun uzantısı gibi düşünüp Nehir'le ilgili paylaşımlar yapıyorken, facebook ailem ve arkadaşlarımın olduğu bir platform olarak daha şahsi. Burada fotoğraf paylaşmak bir nevi arşiv gibi olduğundan hoşuma gidiyordu. Ancak iş öyle bir boyuta geldi ki, akrabalar, kuzenler, arkadaşlar bile kendi aralarında bir çekişme yaşıyorlar sanki. Nehir de artık büyüdü, öyle ki kendisine söylemeden bir fotoğraf çekecek olsam "habersiz çekme anne" diyor. Buna saygı duymak düşüncesiyle ve kendim de tüm bu yarış yapıyormuşuz duygusundan uzaklaşabilmek için facebook ve instagram paylaşımlarımı mümkün olduğu kadar azaltmaya AZ FOTOĞRAF, ÇOK YAZI ile blogtan devam etmeye karar verdim. Beni seven, yazdıklarımla ilgilenen, fikir edinenler burada da beni bulup takip edeceklerdir nasılsa.

KÜTÜPHANENİZ 99- FIRST STICKER BOOK COLOURS

FIRST STICKER BOOK COLOURS
Usborne Publishing

Bu çıkartmalı aktivite kitabını Nehir'e, renkler, çiftlik hayvanları, taşıtlar, deniz canlıları gibi bazı kelimelerin ingilizcelerinin tekrarı için aldım. Nehir çıkartmaları da çok sevdiğinden canımız sıkıldıkça yaparız diye düşündüm. Hakikaten faydası oldu. Hatta babaannesine kalmaya gittiğimiz bir akşam yanımızda uyku öncesi hikaye kitabı getirmeyi unuttuğumuzdan, bu kitabı kullandık. Nehir önce deniz canlıları sayfasını tamamladı, sonra da güzel bir hikaye uydurdu bu sayfa ile ilgili:

"Bir varmış bir yokmuş, denizin altında tüm canlılar mutlulukla yaşarlarmış. Sarı ahtapot da- rengi tutuncu ama adı yine de sarı ahtapot- annesi mor ahtapot ile birlikte çok mutlu yaşarmış. Bir gün sarı ahtapotun annesinin doğum günüymüş, ama o ne hazırlayacağını bilmiyormuş. Dışarı çıkmış, arkadaşı gri köpek balığına rastlamış, ona anlatmış o da mavi balık, yeşil balık, sarı balık ve yengece anlatmış. Akşam olduğunda herkes mor ahtapotun doğum gününe çıkıp gelmiş, hepsi de birer hediye getirmiş. Mor ahtapot çok mutlu olmuş. "


20 Eylül 2016 Salı

BARIŞ MANÇO MODA

Nehir babası ve benim gibi bir Barış Manço hayranı. Onun zamanlarına yetişememiş  olsa da pek çok şarkısını, çocukları nasıl sevdiğini, nasıl iyi bir insan olduğunu ezbere bilir. Bazen eşimle konuşuyoruz, keşke onun gibi sanatçılar yine olsalar, çocuklarımız böyle örnek insanları tanıyarak büyüseler diye. Nehir bu kadar hayran olduğu Barış abisini daha yakından tanısın diye, bir günümüzü Barış Manço 'nun müzeye dönüştürülen, kendisiyle ozdeslestirilmis Moda'daki evini ve Moda semtini gezmeye ayırdık. İyi ki de öyle yapmışız, Nehir dahil hepimiz büyülendik. Eşimle ben epey duygulandık. Nehir, Barış Manço artık hayatta değil diye epey üzüldü. Oğulları Doğukan ve Batıdan Manço 'nun odalarını gezerken, yatak odalarını gezerken; çocukları, eşi şimdi neredeler, onlar hayattalar mı diye sordu, Barış Manço artık yaşamıyor diye üzülmezler mi dedi. Bunlar biraz bizi terleten sorular olsa da, Adam Olacak Çocuk odası, kıyafet odası, giristeki Arkadaşım Eşşek ve domates biber patlıcan heykelleri Nehir'i epey keyiflendirdi. Bariş Manço'nun balmumu heykelinin epey fotoğrafını çekti. Çıkışta da tekrar gelelim buraya anne, dedi.

Müze sonrası Moda sahilini de gezdik. Sahil yürüyüşü, park ve özellikle de nostaljik tramvay yolculuğu Nehir'i çok mutlu etti..




PAKOLİNO AKTİVİTE KUTULARI- ORMAN DOSTLARIMIZ TEMASI

Bu ay etkinlik kutumuzun teması, orman dostlarımız. Misket yolu oyunu, ayıcık sırt çantası ve keçeden sincap-baykuş süsleri ile harika bir tema olmuş. Özellikle belirtmek isterim ki sincap ve baykuşun dikişlerini Nehir kendisi tek başına yaptı, yetenekli kuzum..

Sizler de üye olmak isterseniz, www.pakolino.com sitesini ziyaret edebilirsiniz.




HİDİV KASRI GEZİMİZ

Bayram tatilini, İstanbul'un trafik yüzünden gidemediğimiz yerlerini gezerek değerlendirdik. Hidiv Kasrı Korusu bunlardan biriydi. Yürüyüş parkurları, çocuk parkı, manzarası, restoranı hepsi oldukça keyifliydi. Yemek yedik, yürüdük, yaprak, dal, meşe palamudu topladık, Nehir parkta oynadı. Harika bir günübirlik gezi oldu.



SONBAHAR ETKİNLİĞİ

Herkes güneyde tatil yaparken biz sonbahar moduna girdik bile. Hidiv Kasri gezimizde topladığımız yapraklarla, dallarla, meşe palamutlarıyla sonbahar için 3 boyutlu bir craft çalışması yaptık. Çok da güzel oldu. 



8 Eylül 2016 Perşembe

YORUMSUZ

Nehir'in babası için yaptığı resim, ve arkasına yazdığı (bana yazdırdığı) şiir - yorumsuz olarak:






ESKİ BLOGGERLARDAN KİM KALDIK...

Instagram, facebook icat oldu, mertlik bozuldu. Artık bloglara uğrayan yok. Benim içinse instagram ve facebook hesaplarım olsa da, hatta daha fazla takip edilir gözükseler de, ilk göz ağrım bloğumun yeri ayrı. Instagram'a bir fotoğraf çekip, iki satır yazı ile yüklemek çok pratik ama orada anlık ve fotoğraf yüklediğiniz müddetçe varsınız. Kimse dönüp geçmişe bakmıyor, eski fotoğraflara yorum yapan yok, yazdıklarınızı okuyan yok. Ama blog öyle mi, 4,5 sene önce Nehir bebekken yazdığım pütürlü yeme alıştırmaları yazıma hala yorum geliyor, beni bulup mail mesaj atıp bu konuyu soruyorlar hala; Nehir 1 yaşındayken yazdığım bebekli tatil yazısı her sene yaza girerken tıklanma rekoru kırıyor (kendi yazılarım arasında tabii), 1 yaş doğum günümüz, Pakolino ile ilgili yazdığım ilk post 25binin üzerinde okunmuşlar ve hergün okunmaya devam ediyor. 18-36 ay çocuklarla yapabileceğiniz 40 aktivite başlıklı yazım google'da en çok aratılan yazım. Bunları gördükçe mutlu oluyorum, oralarda biryerlerde beni takip ettiğinizi, okuduğunuzu ve yazdıklarımdan faydalandığınızı anlıyorum ve daha çok yazmak istiyorum. 

Burası hem Nehir için bir hatıra, hem de etkinlik, gezi, mekan, kitap önerilerimi paylaştığım bir platform. Bunların ötesinde ileride Nehir'i utandıracak, onun kişiliğine ve mahremiyetine saygısızlık oluşturacak durumları (tuvalet eğitiminden tutun da, hastalık halleri, ev ve özel yaşantımız vs), aile hayatımızı komple gözler önüne serecek durumları da paylaşmamaya özen gösteriyorum. İsimsiz bloglarda bu paylaşımlar belki yapılabilir ama kendi adı, çocuğunun hatta eşlerinin adına kadar bildiğimiz, fotoğraflarla kendi ailemiz gibi tanıdığımız blog yazarlarının eşiyle kavgalarından, bebek yapım çalışmalarına kadar bloglarına detaylı yazmalarına- şahsi kanaatim olarak- karşıyım. 

Kendimce çöp blog diye tanımladığım, reklam yazılarından, lansmanlardan, ürün tanıtımları ve çekiliş haberlerinden başka iki satır yazının yeralmadığı, ajanslarla anlaşmalı olarak yürütülen blogları da takip ve tasvip etmiyorum. "Blogger anne" diye bir meslek dalı oluştuğunu üzülerek izliyor, bunlardan biri olmadığımı; tamamen özgür ruhumla, içimden geldikçe ve içimden geçtiği kadarını yazdığımı bilmenizi istiyorum.

Özetle, kim kaldık ki eski bloggerlardan şunun şurasında; o yüzden blog okuyucularından da takipten vazgeçmeyerek, yorumlarıyla, paylaşımlarıyla sevdikleri bloglara destek olmalarını rica ediyorum. Dedim ya, ilk göz ağrım bloğumu hiç boşlamadım, boşlamayacağım. 

 

7 Eylül 2016 Çarşamba

KÜTÜPHANEMİZ 98- THE TOURNEMENT

THE TOURNEMENT
Usborne Publishing

Usborne ilk okuma serisinin bir diğer kitabı olan The Little Dragon' dan burada bahsetmiştim. Nehir kitabın hikayesini ve resimlerini çok sevdi, ben de aynı kahramanların yaşadığı bir başka macera olan The Tournement kitabını da aldım. Grey Stone kalesinin küçük prensi Max ve küçük prensesi Alice bu kez kral babalarının düzenlediği turnuvadan esinlenerek şövalye kılığına giriyor, ponileri üzerinde tahta mızraklarıyla bir oyun kuruyorlar. Hikaye eğlenceli, ingilizcesi sade. Nehir'e bazı kısımların Türkçe ne anlama geldiğini açıklayarak, bazı kalıpları ise yerleşmesi için hiç Türkçesini söylemeden okuyorum. Epey faydası oluyor. 

Usborne ilk okuma serisini İngilizce öğrenmeye yeni başlayan miniklere şiddetle tavsiye ederim. 



KÜTÜPHANEMİZ 97- THE LITTLE DRAGON

THE LITTLE DRAGON
Usborne Publishing

Bu kez İngilizce bir kitap yazacağım. Nehir'e yaşına uygun bir-iki tane İngilizce eğitim seti şeklinde kitap almıştım ama hikaye kitabı hiç almamıştım nedense. Anlayamazsa sıkılır, ilgisini çekmez diye düşünmüştüm. Ama tanışma, selamlaşma, renkler, sayılar, hayvanlar, duygular vs şeklinde İngilizcede belirli bir kelime haznesi oluşmaya başlayınca denemek için bir kitap almak istedim. Remzi Kitabevi İngilizce hikaye kitabı için cennet diyebilirim. Kendimi ufak çaplı kaybettikten sonra bu kitabı ve bir de stickerlı etkinlik kitabı alıp çıktım.

Kitabı  su gibi okuyup geçmek yerine önce belirli kelimeleri resimlerini göstererek söyledim Nehir'e; king, queen, castle, dragon, cave gibi. Önceden bildiği kelimeler ve yeni öğrendikleri eklenince, resimli de bir kitap olduğundan, biraz da vurgu yaparak okuyunca Nehir kitabı oldukça sevdi. Hem kulak dolgunluğu oluyor, hem de aradan yeni kelimeler ekleniyor Nehir'in İngilizce kelime haznesine. Şimdi her ay serinin yeni bir kitabını almak düşüncesindeyim.

Kitap okumayı seven, İngilizce'ye ilgi duyan miniklere tavsiyemizdir. 



 

6 Eylül 2016 Salı

HEM ÖĞRETMEN, HEM AŞÇI, HEM KUAFÖR....




Nehir'in saçları iyice uzamış incelmişti; okul açılmadan kuaföre gidip biraz kısalttıralım istedim. Nehir daha önce hiç kuaföre gitmedi, uçlarından azıcık azıcık ben kestim saçlarını. Yine sen kes anne dedi, kuaför acıtır dedi, istemedi, diretti. Bu kez bayağ kısaltmaya niyetli olduğumdan önce cesaret edemesem de bir deneyeyim, olmadı birşekilde ikna eder götürürüm kuaföre dedim. Biryandan da hoşuma gitti, Nehir'in kuaförlüğünü yapma fikri; çocukken bebeklerimin saçlarını yapmaya bayılırdım, şu an kendi bebeğim var saçını yapabildiğim; çok şükür-bin şükür.


Saçlarını kestim, hatta bir de boncuklu saç süsü yapıp taktım saçına. Çok da güzel oldu. Nehir de çok mutlu oldu; hem saçlarını annesi yaptı diye hem de boncuğa :-)


Sizler de denemek isterseniz bir misinaya boncukları aralıklı olarak dizdim, misinanin ucunu Nehir'in incecik bir tutam saçına bağlayıp, çok ince bir örgü yaptım. Bir süre dayanacak sağlamlıkta bir saç süsü oldu.


Ee neydik biz anneler; hem öğretmen, hem aşçı, hem kuaför.....




MALTEPE YENİ SAHİL



Maltepe Yeni Sahil'e plansızca öylesine uğradık aslında. Ama gördüm ki çocukla birlikte gitmek için çok güzel bir yermiş. Piknik masaları, kum havuzları, parklar, yürüyüş-bisiklet parkurları, kaykay-paten için özel alanlar.. çocuklar için herşey mevcut. Doğum günü partileri için de çok güzel bir alternatif. 

Biz gittiğimizde biraz basket sahasında vakit geçirdik, Nehir ve babası biraz basketbol çalıştılar, katlanır sandalyelerimizle çim alanda oturduk biraz, parkta oynadı Nehir ve en çok da çocuklar için olan trafik eğitim parkurunda bisiklet sürmeyi sevdi. Özellikle trafik ışıklarına bayıldı. Yazın sıcakta nasıl olur bilmem ama havaların nispeten serin olduğu şu günlerde rahatlıkla yarım gün geçirilir.






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...