24 Mayıs 2016 Salı

DENİZLİ- PAMUKKALE GEZİMİZ



19 Mayis tatilini haftasonu ile birlestirerek 3 gunluk bir kaçamak yaptık. Unesco Dünya Miras Listesinde hem kültürel hem de doğal miras olarak yeralan Pamukkale Travertenlerini görmek, Nehir'e de göstermek istedik. Dergilerde kitaplarda rastladığında, ben burayı görmüştüm desin, ülkesini tanısın, hazır okul ve ödev hayatı başlamamışken vakti varken anne ve babası ile bol bol gezsin istedik. Ulaşımı uçakla yaptık. Karahayıt  bölgesindeki Richmond Pamukkale Termal Otel'de kaldık.


Sabah 6.30 uçağı ile yolculuğumuz başladı. 9.30 gibi oteldeydik. Otele valizlerimizi teslim edip, Karahayıt blgesini gezmek üzere çıktık. 1 km kadar bir yürüyüşle Karahayıt'a vardık. Kahvaltı için küçük çardak altı bir bahçesi olan bir yer bulup, yol yorgunluğunu atmak üzere oturup uzun uzun ve de serin serin kahvaltımızı yaptık. Kahvaltı sonrası zaten küçük bir yer olan Karahayıt çarşısını gezmeye koyulduk. Atatürk heykeli ve kırmızı travertenleri simgeleyen fıskiyeli havuzu fotoğraflayıp, çarşıdan birkaç küçük alışveriş yaptık. Halk arasında Kızıl su olarak bilinen kırmızı travertenlerin olduğu bölgeye geçtik. Kızıl su kaynağından çıktığında çok çok sıcak ancak aşağılara indikçe sıcaklığı biraz azalıyor. Biz de bu şifalı suyun toplandığı minik havuzlara dizlerimize kadar girdik. Nehir tümden girmeyi çok istedi ama onu zapdettik. :-) Ayaklarımızı kil-çamur karışımına buladık. Kaynağından bu suyu içenler de, kil ile vücutlarını yüzlerini kaplayanlar da vardı ama ben ikisini de tercih etmedim. Bu arada Nehir su ile oynamaktan oldukça mutlu oldu. Yine çarşı içinden geze geze otelimize döndük. 


Odamız hazırdı, yerleştik. Mayolarımızı giyip açık havuzun yolunu tuttuk. Hava oldukça güneşliydi. Fırsatı kaçırmadık. Nehir'le birlikte attık kendimizi sulara. Ancak saat ilerleyip öğleden sonra güneş kaybolmaya başlayınca biraz serin oldu. Bu kez de kapalı termal havuzu denemek istedik. Termal havuz suyu oldukça sıcak, ancak Nehir de girebildi, yakıcı değil. Kapalı havuzun olduğu kısım da sauna gibi sıcak. ;O yüzden 15-20 dakikalık seanslar öneriliyor maximum. Biz de bu kadar kalıp odamıza akşam yemeği için hazırlanmaya çıktık. Banyo sonrası Nehir "benim ayaklarıma nolmuş böyle, kremli gibi yumuşak yumuşak" diyerek bizi güldürdü, ama haklıydı, bizim ayaklarımızda aynı şekilde yumuşacık olmuştu. Karahayıt'ın beyaz çamuruna bulanmadığıma pişman mı olsam bilemedim. :-)


Otelde akşam yemeği açık büfe servis edildi. Yemeklerin lezzeti oldukça iyiydi. Tatlı ve meyve çeşitleri de boldu. Yemek sonrası canlı müzikte de epey eğlendik. Ancak saat 22 gibi Nehir, "odamıza gidip uyuyalım" dedi ki bu ilk kez olan birşey, yani uyumayı istemesi. Ama Sabaha karşı 4.30 gibi başlayan ve içine pekçok şey sığdırılan bir gün olmuştu ve yorulmakta haklıydı.

İkinci gün planımız Pamukkale Travertenler ve Hierapolis Antik Kenti gezmek. Nehir sabah çok zor uyandı. Hazırlanıp kahvaltıya indik. Kahvaltı yine açık büfe, çeşitler bol ve lezzetleri de iyi. Ancak Nehir önceki günün yorgunluğunu atamamış, kahvaltısını çok zor yedi.  Odaya dönüp 1-2 saat daha uyumasına müsade ettik. Bu sefer dinç bir şekilde uyandı. Öğlene doğru çıktık, dolmuşla Pamukkale'ye gittik. Travertenlerin alt kapısından giriş yapıp yukarı doğru tırmandık. Ayakkabılarımızı elimize alıp, küçük göletlerde dinlene dinlene, kah suya girip, kah fotoğraf çektirerek yukarı kadar yürüdük. Nehir için epey zorlu bir yol oldu ama aynı zamanda da çok güzel bir deneyim oldu. Bu arada Hierapolis'e giriş ücreti kişi başı 35 TL ancak müze kart varsa bedava. Yukarıda ağaçlar altında bir kafede biraz soluklanıp, birer çay içtik. Nehir de meyve yedi. 


Daha sonra Arkeoloji Müzesi'ni gezdik. Nehir müze gezmeyi çok seviyor, her eserde ayrı heyecanlanıyor. Yine çok zevk aldı. Buradan sonra doğal bir oluşum olan binlerce yıllık Antik Havuzu gezdik. Ücreti karşılığı Antik Havuzda yüzmek de mümkün, ancak önceki gün açık havuzda yüzdükten sonra Nehir'in birazcık burnu akmaya başladığı için ben mayolarımızı hiç getirmemiştim buraya. Bir dahaki sefer diyerek sadece dışarıdan gezdik antik havuzu. Travertenler ve müze gezisi derken saat epey ilerlemiş, biz de epey yorulmuşuz.  Antik tiyatroya kadar yürüyecek halimiz kalmamış. antik tiyatroyu da şöyle bir uzaktan görüp, inişe geçtik.


Otele dönüp akşam yemeğimizi yiyip, canlı müzikte biraz eğlendikten sonra ertesi güne kendimizi hazırlamak üzere odamıza dinlenmeye çekildik.


Ertesi günü otelde dinlenmeye ayırdık. Termal havuz ve hamam keyfi yaptık. Öğle yemeği için yine Karahayıt'a gittik. Dönüşte yine otele geldik. Akşam üzeri de dönüş için yola çıktık.






 


 



Yorum Gönder
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...