25 Mayıs 2016 Çarşamba

HAYATI PAYLAŞMAK



Uzaktan bakınca nasıl görünüyor tahmin edebiliyorum, hep geziyoruz, hep eğleniyoruz. Aslında o kadar basit değil. Eşimle benim zorlu bir mücadelemiz var; uzunca bir süredir (Nehir 3 yaşında okula başladığından beri özellikle) kendi kendimize yetmek için bu mücadelemiz. Benim işim evimize çok uzak olduğundan sabahın köründe evden çıkıp akşamları da geç saatte eve geliyorum. Sabah Nehir'i hazırlayıp okula gönderme, bu sırada da her türlü naz ve niyazını çekme görevi babada. Naz niyaz derken; çocuğu sabahın o saatinde yataktan söküp kaldırmanın haklı zorluğu, kıyafet beğendirme çilesi ve okuldaki kahvaltı saatine kadar aç bilaç kalmasın diye ağzına iki lokma da olsa birşeyler tıkıştırma çabasını kastediyorum. Akşamları okuldan alıp ben gelene kadar önüne yemeğini koyan, elini yüzünü yıkatıp, üzerini değiştiren de yine babası.

Dedim ya hayatı bölüşüyoruz diye; ben de akşamın o saatinde eve gelip, ışık hızıyla mideme birkaç lokma gönderip Nehir'le ve evle ilgilenmek durumundayım. Neleri kapsıyor bu "ilgilenmek sözcüğü": klasik- ev temizliği, çamaşır, ütü, yemek, kişisel bakım, Nehir'in bakımı, birlikte oyun oynama vs vs.. Hadi hepsi erteleniyor da (hatta kendimiz için yemek pişirmek bile- ne olsa yeriz modundayız uzunca bir zamandır) Nehir için yemek pişirmek ertelenmiyor. Nehir uyuduktan sonra saat 22-22.30 arası mutfağa girip ne pişireceğim diye düşünmek gerçekten ama gerçekten çok zor. Bunu yaşamayan bilemez. (yaşamayan kıymetini bilsin, şükretsin diyeyim hatta) Biraz evin sağını solunu toplasam, makineye çamaşır atsam zaten gece yarısını geçiyor saat. Hayatımda TV hiç yok dediğimde gülüp geçiyorlar bana ama nasıl olsun ki. TV nin olmamasından memnunum ama kitap okuyacak zamanım kalsa ya da koşu bandında azıcık olsun yürüyecek; hatta doktorum bana kaslarımın çok gevşek ve kısa olduklarını ömür boyu pilates yapmam gerektiğini söylemişti, bir yarım saat pilatese zaman ayırabilsem hiç değilse. Biraz daha ütopik düşüneyim haydi; resim kursuna gitmek istiyorum ne zamandır ya da müzikle ilgili bir koroya filan katılmak.. Mümkün mü bu şartlarda ? 

Eşim ve ben de eşit derecede yoruluyor, birbirimizi anlıyor, destek oluyoruz. Bu hayat bizim, bu aile bizim, bu hayatı yürütme sorumluluğu da  bizim o halde diye düşünerek; şikayet etmeden çabalıyoruz. Ama bu şekilde gece uykumuzdan çalarak, kendimizden çalarak hata ettiğimizin de farkındayım/farkındayız. O yüzden, bu yoğun temponun etkisini biraz olsun gidermek için en azından haftasonları işmiş güçmüş, yemekmiş, evmiş fazla düşünmemeye çalışarak kendimizi dışarı atıyoruz fırsat buldukça. Yeni yerler görmek yeni tutkumuz. Yakın şehirlerden başlayarak ülkemizi şehir şehir gezmek (nehir biraz büyüdükçe başka ülkeleri de) amacımız. Yeni hobimiz vatana millete hayırlı olsun diyeyim. Son zamanlarda bloğum etkinlik bloğu olmaktan uzaklaşıp, gezi bloğuna dönüştüyse birazcık sebebi budur. Hem Nehir için bundan daha iyi etkinlik düşünemiyorum.

Sevgiyle kalın.  

24 Mayıs 2016 Salı

NEHİR'İN YIL SONU GÖSTERİSİ



Nehir'in okulunda bu sene de veliler için özel bir yılsonu gösterisi hazırladılar. Uzaktan takip ettiğim kadarıyla çocuklar zevkle, eğlenerek, güle oynaya hazırlandılar bir süredir. Ben çocukların üzerlerinde çok fazla baskı hissedip, strese girmelerini istemediğimi öğretmenine özellikle belirttim. O da yorulmadan zamana yayarak çalıştıklarını açıkladı bana. Nehir'in sınıfı 2 adet toplu dans gösterisi hazırlamıştı, birisi kırmızı kıyafetler ve ellerinde deflerle bir çingene şarkısı, diğeri de daha modern bir dans, Shakira'dan bir parça. Dediğim gibi başta benim kaygılarım olsa da gördüm ki çocuklar mutlu, eşim de çocukların özgüven gelişimleri için faydalı olduğunu düşündü ve bence haklı da. Bu yaşta sahnede bir performans sahnelemek herbiri için güzel tecrübe oldu.


Nehir'in gruptan hariç bir erkek arkadaşıyla birlikte lirik dans gösterisi de oldu. Okul bünyesinde bu şekilde başka bireysel gösteri yoktu. Öğretmeni hem fizik olarak minyon olduğundan (arkadaşının Nehir'i çekip, sürüklediği figürler vardı), hem cimnastiğe gittiğinden vücudu esnek diye, hem utanmadan hareketleri yaptığı için (çünkü utananlar da olmuş) Nehir'i seçtiğini söyledi. Nehir ve Erdem sahneye çıkıp danslarına başladıklarında benim de gözyaşlarım sel oldu. Nehir'i bembeyaz elbisesi içinde, peri kızı gibi, üstelik de çok duygusal bir şarkı eşliğinde, tüm ciddiyetiyle dans ederken izlemek anlatılmaz duygular yaşattı bana. Çaktırmadı ama eşim de epey hislendi. (Şarkı Sezen Aksu-Ah İstanbul) Figür geçişlerinde büyük alkışlar koptu salonda, sağdan soldan "maşallah" sesleri doldu kulaklarıma. 4,5 yaşlarında böylesi bir gösterinin altından kalktılar, üstelik öğretmenlerinden hiç yardım almadan ve kusursuz bir şekilde oynadılar. Çok çok çok gururlandım, kelimelerle ifade edemiyorum.


Darısı nice başarılarına; sağlıklı ve mutlu bir şekilde benim can kızım AŞK kızım...   



DENİZLİ- PAMUKKALE GEZİMİZ



19 Mayis tatilini haftasonu ile birlestirerek 3 gunluk bir kaçamak yaptık. Unesco Dünya Miras Listesinde hem kültürel hem de doğal miras olarak yeralan Pamukkale Travertenlerini görmek, Nehir'e de göstermek istedik. Dergilerde kitaplarda rastladığında, ben burayı görmüştüm desin, ülkesini tanısın, hazır okul ve ödev hayatı başlamamışken vakti varken anne ve babası ile bol bol gezsin istedik. Ulaşımı uçakla yaptık. Karahayıt  bölgesindeki Richmond Pamukkale Termal Otel'de kaldık.


Sabah 6.30 uçağı ile yolculuğumuz başladı. 9.30 gibi oteldeydik. Otele valizlerimizi teslim edip, Karahayıt blgesini gezmek üzere çıktık. 1 km kadar bir yürüyüşle Karahayıt'a vardık. Kahvaltı için küçük çardak altı bir bahçesi olan bir yer bulup, yol yorgunluğunu atmak üzere oturup uzun uzun ve de serin serin kahvaltımızı yaptık. Kahvaltı sonrası zaten küçük bir yer olan Karahayıt çarşısını gezmeye koyulduk. Atatürk heykeli ve kırmızı travertenleri simgeleyen fıskiyeli havuzu fotoğraflayıp, çarşıdan birkaç küçük alışveriş yaptık. Halk arasında Kızıl su olarak bilinen kırmızı travertenlerin olduğu bölgeye geçtik. Kızıl su kaynağından çıktığında çok çok sıcak ancak aşağılara indikçe sıcaklığı biraz azalıyor. Biz de bu şifalı suyun toplandığı minik havuzlara dizlerimize kadar girdik. Nehir tümden girmeyi çok istedi ama onu zapdettik. :-) Ayaklarımızı kil-çamur karışımına buladık. Kaynağından bu suyu içenler de, kil ile vücutlarını yüzlerini kaplayanlar da vardı ama ben ikisini de tercih etmedim. Bu arada Nehir su ile oynamaktan oldukça mutlu oldu. Yine çarşı içinden geze geze otelimize döndük. 


Odamız hazırdı, yerleştik. Mayolarımızı giyip açık havuzun yolunu tuttuk. Hava oldukça güneşliydi. Fırsatı kaçırmadık. Nehir'le birlikte attık kendimizi sulara. Ancak saat ilerleyip öğleden sonra güneş kaybolmaya başlayınca biraz serin oldu. Bu kez de kapalı termal havuzu denemek istedik. Termal havuz suyu oldukça sıcak, ancak Nehir de girebildi, yakıcı değil. Kapalı havuzun olduğu kısım da sauna gibi sıcak. ;O yüzden 15-20 dakikalık seanslar öneriliyor maximum. Biz de bu kadar kalıp odamıza akşam yemeği için hazırlanmaya çıktık. Banyo sonrası Nehir "benim ayaklarıma nolmuş böyle, kremli gibi yumuşak yumuşak" diyerek bizi güldürdü, ama haklıydı, bizim ayaklarımızda aynı şekilde yumuşacık olmuştu. Karahayıt'ın beyaz çamuruna bulanmadığıma pişman mı olsam bilemedim. :-)


Otelde akşam yemeği açık büfe servis edildi. Yemeklerin lezzeti oldukça iyiydi. Tatlı ve meyve çeşitleri de boldu. Yemek sonrası canlı müzikte de epey eğlendik. Ancak saat 22 gibi Nehir, "odamıza gidip uyuyalım" dedi ki bu ilk kez olan birşey, yani uyumayı istemesi. Ama Sabaha karşı 4.30 gibi başlayan ve içine pekçok şey sığdırılan bir gün olmuştu ve yorulmakta haklıydı.

İkinci gün planımız Pamukkale Travertenler ve Hierapolis Antik Kenti gezmek. Nehir sabah çok zor uyandı. Hazırlanıp kahvaltıya indik. Kahvaltı yine açık büfe, çeşitler bol ve lezzetleri de iyi. Ancak Nehir önceki günün yorgunluğunu atamamış, kahvaltısını çok zor yedi.  Odaya dönüp 1-2 saat daha uyumasına müsade ettik. Bu sefer dinç bir şekilde uyandı. Öğlene doğru çıktık, dolmuşla Pamukkale'ye gittik. Travertenlerin alt kapısından giriş yapıp yukarı doğru tırmandık. Ayakkabılarımızı elimize alıp, küçük göletlerde dinlene dinlene, kah suya girip, kah fotoğraf çektirerek yukarı kadar yürüdük. Nehir için epey zorlu bir yol oldu ama aynı zamanda da çok güzel bir deneyim oldu. Bu arada Hierapolis'e giriş ücreti kişi başı 35 TL ancak müze kart varsa bedava. Yukarıda ağaçlar altında bir kafede biraz soluklanıp, birer çay içtik. Nehir de meyve yedi. 


Daha sonra Arkeoloji Müzesi'ni gezdik. Nehir müze gezmeyi çok seviyor, her eserde ayrı heyecanlanıyor. Yine çok zevk aldı. Buradan sonra doğal bir oluşum olan binlerce yıllık Antik Havuzu gezdik. Ücreti karşılığı Antik Havuzda yüzmek de mümkün, ancak önceki gün açık havuzda yüzdükten sonra Nehir'in birazcık burnu akmaya başladığı için ben mayolarımızı hiç getirmemiştim buraya. Bir dahaki sefer diyerek sadece dışarıdan gezdik antik havuzu. Travertenler ve müze gezisi derken saat epey ilerlemiş, biz de epey yorulmuşuz.  Antik tiyatroya kadar yürüyecek halimiz kalmamış. antik tiyatroyu da şöyle bir uzaktan görüp, inişe geçtik.


Otele dönüp akşam yemeğimizi yiyip, canlı müzikte biraz eğlendikten sonra ertesi güne kendimizi hazırlamak üzere odamıza dinlenmeye çekildik.


Ertesi günü otelde dinlenmeye ayırdık. Termal havuz ve hamam keyfi yaptık. Öğle yemeği için yine Karahayıt'a gittik. Dönüşte yine otele geldik. Akşam üzeri de dönüş için yola çıktık.






 


 



17 Mayıs 2016 Salı

Çocuklarınız için doğal bir gelecek: KÖY

Yemyeşil bir doğada hayatı keşfederek büyümek çocuklarınızın en doğal hakkı. Yapılan araştırmalara göre doğa ile iç içe büyüyen çocuklar, apartmanların içine sıkışarak yaşayan çocuklara göre pek çok avantaja sahip oluyor.
Philadelphia Çocuk Hastanesi, Gastroenteroloji ve Beslenme Bölümü doktorlarından Dr. Burdette ve Dr. Whitaker,  açık havada zaman geçiren çocukların fiziksel ve zihinsel olarak daha gelişkin olduklarının altını çiziyor. Yale Üniversitesi Doğa Bilimi Profesörlerinden Dr. Kellet ise, açık havada, doğada düzenli olarak zaman geçiren çocukların stressiz ve dikkat süreleri daha uzun çocuklar olduğunu dile getiriyor.
Doğa ile iç içe yaşayan çocuklar için keşfetmek, günlük hayatın bir parçası haline geliyor. Gözlemleme yetileri artan çocuklar araştırmacı, sorgulayan bir karaktere sahip oluyor.
Açık havada zaman geçiren çocuklar üzerine yapılan araştırmalar sonucunda, doğal çevrede düzenli olarak zaman geçiren çocukların daha üretken, stressiz ve dikkat sürelerinin daha uzun olduğunu net bir şekilde ortaya çıkıyor.
Pek çok araştırma, açık havada alınan gün ışığının D vitamini sentezi sağlayan etkisiyle, öğrenmeyi ve üretimi etkilediğini, bağışıklık sistemi için hayati önem taşıdığını, biyolojik saati düzenlediğini ve çocukların daha mutlu olmasını sağladığını gösteriyor.
Doğal çevrede büyüyen çocuklar, diğer çocuklara göre daha girişken ve daha sosyal oluyor. Bu durum ilerleyen yaşlarda çocuğun daha kolay arkadaş edinmesini ve hayata daha sıkı tutunmasını sağlıyor.
Doğanın çocuklara faydası saymakla bitmiyor. Siz de hem çocuğunuzun yemyeşil bir doğa içinde büyüyüp, hayatı daha güzel yaşamasını istiyor hem de geleceği için iyi bir yatırım yapmak istiyorsanız sizi KÖY’e davet ediyoruz.
Şehrin doğası: KÖY
Siyahkalem, Emlak Konut güvencesiyle, yeni ulaşım ve alt yapı yatırımları ile İstanbul’un gün geçtikçe değerlenen bölgesi Zekeriyaköy’de, vazgeçemediğiniz şehir yaşamını, yemyeşil bir doğa içinde KÖY ‘de size sunuyor. İçinde ÇarşıKÖY’ünden spor alanlarına, oyun parklarından okuluna pek çok olanakları barındıran KÖY ’de her zaman hayalini kurduğunuz hayat, uygun ödeme koşullarıyla sizi bekliyor. Siz de hem kendi geleceğiniz hem de çocuğunuzun geleceği için doğru bir yatırım yapın ve KÖY’de yerinizi alın.
Ayrıntılı bilgi almak için tıklayınız. 

Bir boomads advertorial içeriğidir.


 

16 Mayıs 2016 Pazartesi

GÜNÜBİRLİK SAKARYA-POYRAZLAR GÖLÜ VE KARASU-ACARLAR LONGOZU GEZİMİZ



Nehir bu haftasonu gezilerine çok alıştı, biz plan yapmasak da o soruyor, "yarın tatil nereye gideceğiz" diyor mesela, ya da biryerden ayrılırken "şimdi nereye gideceğiz" diyor, "yarın ne yapalım" diye soruyor. Ve Nehir'le gezmek bu sene geçen yıllara göre çok daha rahat, tüm gün dışarıda kalmak hiç sorun olmuyor. Artık iyice büyümüş benim kızım (maşallah.) Kahvaltıya da gitsek, mangal da yaksak; biz ne yersek onu yiyor. 

Bu haftasonu da evde kahvaltı sonrası saat 10 gibi yola çıktık. Sakarya Poyrazlar gölü ilk durağımızdı. Bu sefer mangal ve piknik malzemelerimizi de yanımıza aldık. Yol yaklaşık 2 saat sürdü. Gittiğimizde hemen göl kenarında, hem de ağaç altında gölgede bir masa bulduk. Örtümüzü serdik, mangalımızı yaktık. Gölün manzarası harika. Hem yeşil hem mavi birarada. Bir kaz sürüsü bizi hiç yalnız bırakmadı. Ekmekle besledik onları. Salıncaklar da koymuşlar piknik alanına. Nehir salıncakta sallandı, göle taş attı, top oynadı, kazları besledi. Bir de göl etrafında tur atan müzikli gezi treni (otobüsü) vardı. Nehir'in ısrarıyla ona da bindik. Hem piknik alanının görmediğimiz yerlerini keşfettik, hem müzik eşliğinde coştuk, hem de göl manzarasını doyasıya izledik. İyi ki istemiş Nehir.

Buraya doyduktan sonra ikinci durak Karasu-Acarlar Longozu. Türkiye'nin İğneada'dan sonra en büyük ikinci longozu. Longoz suya batık orman demekmiş, nehirlerin getirdiği kum ve toprakların birikip oluşturduğu küçük tepecikler orman içinin suyla dolmasına sebep oluyormuş. Biz gidiş yolunda navigasyonun azizliğine uğradık, zorlu köy yollarında ilerleyip, longozun herhangi bir tesis olmayan diğer ucuna ulaştık. Köylüler çok kişinin aynı hataya düştüğünü söylediler navigasyon yüzünden .:-) Neyse bize yolu tarif ettiler ve zorlu da olsa bu güzelliğe ulaştık. Ördek, kaz sürülerinin, nilüferlerin, yemyeşil bir doğanın ortasındaydık. Tesisler çok kaliteli olmasa da ufak tefek birşeyler atıştırmak için idare eder. Ayrıca burada kendi mangalınızı getiremeseniz de tesisten kiralayıp, su kenarındaki kamelyalarda oturup mangal ya da semaver keyfi yapabiliyorsunuz. Biz akşam üzeri olduğundan çok az etrafı turlayıp, birer gözleme yiyip, yine ördekleri besleyip ve Nehir'in ısrarıyla biraz parkta oynayıp saat akşam 8 i geçerken oradan ayrıldık. Gece 22.30 gibi evimizdeydik. Nehir "anne bugün ne güzel gezdik değil mi, hiç eve gelmedik" dedi :-)








12 Mayıs 2016 Perşembe

SAĞ BEYİN- SOL BEYİN ETKİNLİKLERİ 5-6-7 YAŞ

SAĞ BEYİN- SOL BEYİN ETKİNLİKLERİ 5-6-7 YAŞ
Elif KONAR
Minik Ada Yayınları

Öncelikle kitabın niçin 5-6-7 yaş olanını aldığımı açıklayayım; öncelikle 4-5-6 yaş olan stokta kalmamıştı, ben de daha üst yaş grubu tükenmeden alıp saklayayım diye düşündüm. Bir de Nehir, hem evde hem okulda 4 yaş etkinlik kitaplarından çokça yapıp bitirdiği için bir ihtimal bu kitabı çözebilir, bir deneriz dedim. Gerçekten de kitap Nehir'i zorlamadı. Farklı gelişim alanlarına hitap eden (sanat, dil gelişimi, matematik vs) çok güzel hazırlanmış bir kitap. Spiralli olup ikiye katlanabilmesi, kitap boyutunun büyük olması, salt bir etkinlik kitabından farklı olarak yaratıcılığı geliştirici faaliyetlere de yer vermesi kitabın hoşuma giden özellikleri. Nehir de çok sevdi. Bir oturuşta 8-10 sayfa çözüyor, ben "artık yoruldun bırakalım " kızım diyerek bıraktırıyorum, sıkılmaması adına. Ama dediğim gibi, ders ya da ödev gibi değil de eğlenceli bir kitap. Tam Nehir'in tarzı ;-) Fikir vermesi açısından birkaç örnek sayfa paylaşayım.

4,5-5 yaştan itibaren çocuklar için önerebileceğim bir kitap.  

(Kitapla ilgili küçük bir anektod Nehir'den "Baba bu kitabın adı niye sağ beyin-sol beyin biliyo musun? Çünkü bi bu tarafımızı geliştiriyo, bi bu tarafımızı"  )  :-)))










(Nehir 4,5 yaşında) 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...