25 Nisan 2016 Pazartesi

GÜNÜBİRLİK EDİRNE GEZİMİZ

23 Nisan'ı ailecek günübirlik kültür ve dinlenme turu yaparak geçirdik. Çok da uzağımızda olmayan tarihi değeri yüksek şehrimiz, Edirne'yi gezelim dedik. Çocuklu bir gezi olacağı için yeme-içme, müze ve tarihi yerlerin gezimi ile keyif ve dinlenmeli bir tur olmasına çalıştık. 

Gezimizin detaylarına girmeden Nehir'le ilgili küçük bir anektod anlatmak isterim. Nehir İstanbul dışına, başka bir şehre gidiyoruz dediğimizde çok sevindi; Edirne, Erinde biraz karıştırdı gezi boyunca. Bir ara bana, "Anne Erinde'de Erince mi konuşulur ?"  diye sorduğunda için için çok güldük babasıyla. Başka bir ülkede olduğumuzu düşündü balım ..:-)



Biz erkenden uyanıp, sabah 6 gibi evden çıktık. Nehir uykusuna arabada devam eder diye düşündük. Saat 9 olmadan Edirne'ye vardık. İlk olarak güzel bir kahvaltı yapmak için, Tunca ve Meriç köprülerini geçerek Meriç Nehri kıyısına geldik. Lalezar restoranda serpme kahvaltımızı acele etmeden keyifle yedik. Sonra restoranın bahçesine çıkıp biraz fotoğraf çektirdik nehre karşı. Nehir restoranın parkında biraz oynadı. 

İkinci durak Karaağaç bölgesi oldu. Açık hava müzesi niteliğindeki eski Karaağaç tren garını gezdik; tren raylarında yürüdük, eski trene çıkıp fotoğraf çekildik. Bahar mevsiminde çiçek açmış yemyeşil ağaçları izledik. 

Buradan Trakya Üniversitesi Rektörüğü bahçesinde bulunan; Lozan anlaşması ile Karaağaç bölgesinin yeniden Türk topraklarına katılması anısına 1998 yılında, Trakya Üniversitesi Rektörlüğü ve Edirne Valiliği'nce yaptırılmış olan Lozan Anıtı' nı gezip gördük. Oradayken anlamını bilmiyordum ama sonradan okuyup öğrendiğime göre anıttaki kız figürü estetik, zerafet ve hukuku, elinde tuttuğu güvercin barışı, diğer elindeki yazıt da Lozan Anlaşmasını simgeliyormuş.  

Rektörlük bahçesinden çıktığımızda, çok şirin bir cadde ve cadde üzerinde sıralanmış şirin cafeler dikkatimizi çekti. Meşhur dibek kahvesi içmeden geçmeyelim dedik. Biraz oturup kahvelerimizi içtik. Nehir kahvenin yanında ikram edilen çikolatalardan götürdü, salıncaklı koltukta biraz dinlendi, kendisine arkadaş bile buldu.

Yeni rota yol üstündeki Edirne Kent Ormanı oldu. Arabada kilimimiz ve birkaç atıştırmalığımız da vardı. Orman girişinden top ve uçan balon da aldık Nehir'e. Nehir kıyısında yemyeşil ağaçların altına kilimimizi serip oturduk. Manzarayı izledik, biraz top oynadık, biraz oturup birşeyler atıştırdık. Öğleden sonraya kadar burada kaldık.

Artık şehir merkezine gitme zamanı geldi. İlk durağımız Selimiye Camii oldu. Mimar Sinan'ın ustalık eserim dediği muhteşem güzellikteki Selimiye Camii'nin dıştan ve içten birkaç fotoğrafını çektik, duamızı ettik ve Selimiye Camii Vakıf Müzesi'ne geçtik.

Müze Nehir'in de ilgisini çekti. Maden eserler, çiniler, ahşap eserler, hat eserleri şeklinde oda oda ayrılmış; Nehir her odada ayrı heyecanlandı. Ençok da hoca ve öğrencilerinin medrese eğitimlerinin canlandırmasının yeraldığı oda ilgisini çekti, buradan çıkmak istemedi.

Arasta Çarşı sonraki durağımız. Bu arada Nehir iyice yoruldu. İyi ki baston arabasını yanımıza almışız, arabasına binerek geziye devam etti. Birkaç ufak hediyelik, Nehir'e ahşap bir müzik kutusu alıp, çarşıdan çıktık. 

Akşam üzeri olmuş, acıkmış ve yorulmuştuk. Meşhur Edirne ciğeri yiyebileceğimiz biryer arayışına girdik. Çok meşhur iki ciğerci adı not etmiştik. Ancak hem köfte hem ciğeri çok güzel yapan, yeni açılmış bir yer önerdiler. Nehir de köfte yiyebilsin diye orayı tercih ettik. Dolu dolu gelen porsiyonları bitirmekte zorlandık. Acı biber sos, piyaz, ciğer ve dondurmalı peynir tatlısı gerçeken nefisti. Burada biraz dinlenip, karnımızı doyurup, dönüş yolu için enerjimizi depolayıp gezimizi noktaladık.

Dolu dolu geçen, bir gün değil birkaç gün gibi gelen, ailecek birarada olmanın keyfine vardıran harika bir kısa tatil oldu bizim için.


  
Yorum Gönder
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...