8 Ocak 2016 Cuma

ZEHİRLENEN ÇOCUKLUK

Yeni bir kitap okumaya başladım; Sue Palmer- Zehirlenen Çocukluk. Kitaba henüz başladım, bitirince detaylı yorumumu muhakkak buraya yazarım. Ancak daha ilk satırlardan itibaren, birşeyler kopup su yüzüne çıktı içimde. Zamanımız çocuklarına, çocuğuma içten içe hissettiğim üzüntü arttı. Hiçbirşey bizim çocukluğumuzdaki gibi değil ne yazık ki. Kitabın bir bölümünde diyor ki, "mazi bilinmeyen bir ülkedir, orada herşey bambaşkadır. Ancak içinde bulunduğumuz dönemde mazi bambaşka bir gezegendir adeta". Gerçekten de bizim çocukluğumuz ile şimdi arasında uçurumlar var sanki. Kitapta şuna da değinilmiş; Amerikan Pediatri Derneği'ne göre dünya üzerinde 6 çocuktan biri DEHB'li. Özel öğrenme gereksinimi olan çocuk sayısı gelişmiş ülkeler, az gelişmiş ülkeler dahil tüm dünyada hızla artıyor. Disleksi, Dikkat eksikliği ve hipeaktivite bozukluğu ve diğer öğrenme güçlükleri yaygınlaşıyor. Sadece özel gereksinimi olan çocuklar değil, ilköğretimde okuyan çocukların genelinde öğrenme sorunlarına, sınıf içi konsantrasyon bozukluklarına, akran istismarına (zorbalık) rastlanıyor. 

Nedir tüm bunlara sebep? Tek bir sebebi olması mümkün değil. Televizyon mu, anne-baba tutumları mı, teknoloji mi, doğa yoksunu şehir hayatı mı suçlu? Kitabın devamı nasıl gelecek bilmiyorum ama ben kendi çocukluğumu düşünüp bir karşılaştırma yaptığımda nedenler kombinasyonunu çok açıkça görebiliyorum.

Biz çocukken bahçeli bir evde oturuyorduk. Bir sürü hayvanımız vardı. Kedimiz, köpeğimiz, tavuklar, güvercinler, tavşanlar, kekliğimiz bile oldu bir dönem. Ablamla az civciv çobanlığı yapmadık. Yan binadaki halamın kazları az kovalamadı bizi. Akşam karanlığından korkmazdık, tüm mahalle dışarıda olurdu. Annemler ip atlar, biz saklambaç oynardık. Boynumuza kadar yükseklikteki ipten nasıl atlardık; cimnastik derslerine lüzum yoktu. Beş taş oyununun üzerine ince motor aktivitesi tanımam. Kiremite tükürür, ıslatır kırmızı boya yapardık ablamla, çamurdan tencere tava. Örgü örer, birbirimizle yarışırdık. Bebeklerimize bezden elbiseler dikerdik. Ağabeyimi, annemi zorla seyircimiz yapar, hazırladığımız bale gösterlerini sunardık. Tüm mahallenin çocuklarına bilet keser, tiyatro oyunları sergilerdik. Domatesi, biberi dalından koparır, bahçede piknik yapardık. Teyzemler, dedemler hep biraradaydık, Üsküdar'da anneannemlerde kutladığımız çook kalabalık yılbaşı gecelerimiz olurdu. Elektrikler kesilince gölge oyunu oynardık. Annem bize mantı açar, anneaannem sacda gözleme yapardı. Sobanın üzerinden omlet tavamız eksik olmazdı. Sarelleyi hazır almaz, kendisi yapardı annem. Akşam oturup birlikte mandalina soyduğumuzda, muhakkak önce yüzük yapardık o mandalinalardan parmaklarımıza. Sokak oyunları bambaşkaydı. Canımız sıkılırsa ailecek isim-şehir, adam asmaca oynardık. Bir de ağabeyimin uydurduğu yarışmalar vardı; şarkı bilmece mesela. Ağabeyim şarkının başını söyler, biz gerisini bilmeye çalışırdık. Bir keresinde "eller eller eller" demişti, ben de "kollar kollar kollar" diye devam ettirmiştim de gülmekten yerlere yatmıştık.... Anneannem bizimle kalmaya gelmişti birara, akşam bize mısır patlatacaktı da tencereye kapak kapatmamıştı, bütün mısırlar etrafa saçılmış, biz sağa sola uçuşan mısırları kovalarken nasıl da eğlenmiştik. Televizyon da var elbette anılarımda, ama tüm hayatımızı kaplamayan heyecanla bir hafta beklenip, haftada bir gün izlenen programlar var. Alf var, Clementine, Heidi, Susam Sokağı var. E.T., Geleceğe Dönüş var sonra sonra.. Ses kaydı yapıp uzaktaki babama gönderdiğimiz teybimiz var. Annemin komşunun teybini ödünç alıp, iki teybi karşı karşıya koyup kasetten kasete çekim yaptığı, bizi de sessiz durdurmaya çalıştığı hali var gözümün önünde. Annemin diktiği pijamayı, ördüğü kazağı giyerdik. El emeği beyaz yakayı takardık okula giderken. 

Özetle; hayvanlarla, doğayla, akrabalarla, başka çocuklarla, sokak oyunlarıyla içiçeydik hep. İşte şimdi olmayan bu. Elimizden geleni yapmaya çalışsak da artık ortam bu, çevre bu. Bu yüzden çabamız yetersiz kalıyor. Siz birlikte oynasınlar diye çocuğunuzu komşunuza götürüyor fakat komşu çocuğunun eline tableti verip "hadi kardeşle birlikte izleyin diyorsa, ne yapabilirsiniz. Çocuğumu biraz doğaya çıkarayım dediğinizde evinizden en az 1 saat araba sürmeniz gerekiyorsa? Hayvanları yalnızca petshop ya da hayvanat bahçesinde görme şansınız varsa? Hava karardığında çocuğunuzu dışarıda bırakamayacağınız (hatta gündüz tek başına markete gönderemeyeceğiniz) kadar güvensiz bir ortam varsa. 100-120 m2 dört duvar evlere hapsolmuşsak. Çok seçeneğimiz olamıyor malesef.

Biz yine de elimizden geleni yapalım; burdan tüm eş dostlarıma, okuyanlara seslenmiş olayım; haftasonları da olsa çocuklarımızı doğaya çıkaralım, akranlarıyla buluşturalım, Tv karşısına hapsetmeyelim, tablet-telefon vermeyelim (en komplike oyunları bile oynuyor olması zekasını geliştirmiyor sizi temin ederim, o oyunlar 0-6yaş zeka düzeyine göre hazırlanıyorlar zaten), spora teşvik edelim, sokak oyunları oynatalım, sokakta bisiklet, paten sürmelerine izin verelim, o kurs senin bu kurs benim saatlerini doldurmayalım, ailece yemek masasına oturalım, göz hizasında bolca sohbet edelim, oyuncağa boğmayalım, herşeyin en iyisini almayalım, bırakın biraz eksik kalsın (ertelenmiş haz, en önemli erdem, istediği şeye ulaşmak için biraz sabretsin beklesin) hayvan sevgisi aşılayalım, birlikte sokağa bir kap temiz su bırakalım, ya da kartondan bir kedi evi hazırlayalım. 

Bu kadarını yapabiliriz bana göre.. 








Yorum Gönder
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...