19 Ocak 2016 Salı

MERAKLI MİNİK OCAK/2016 SAYISI- MÜZEDE BİR GÜN

Meraklı Minik'in bu ay konusu müze gezisi. Nehir'le dergiyi okurken şöyle bir düşündük de biz epey müze gezmişiz. 2 kez dinozor müzesine, 1 kez akvaryuma, 1 kez oyuncak müzesine, 1 kez jurassicland'e, 1 kez Rahmi Koç müzesi'ne gittik. Dergiyi okuduktan sonra bilim müzesine gitmeyi planladım ancak kar ve soğuk yüzünden bir türlü fırsat bulamadık. En kısa zamanda aklımızda. 

Bu sayıyı okuduktan sonra, dergideki dinozor kemiği kurabiye tarifini denedik Nehir'le. Bir de  Nehir'in terliklerinin altına kesip yapıştırdığımız kartonu boyayarak yere serdiğimiz uzun kağıda dinozor ayak izleri çıkarttık. 



Nehir bayılıyor mutfakta olmaya. Her akşam kurabiye, pasta yapsak hayır demez.


Vaawww vaawww diye dinozor taklidi yaparak bu izleri çıkarmak oldukça keyifliydi.

HARİKALAR MUTFAĞI'NI İZLEDİK

Kış sezonunda ayda en az bir tiyatro oyunu izlemeye çalışıyoruz Nehir'le. Bu ay Şehir Tiyatroları'nın Harikalar Mutfağı isimli oyununu, Ümraniye Sahnesi'nde izledik. Ümraniye Sahnesi oldukça geniş, koltuk sayısı fazla, sahne ile ön koltuk arasında biraz mesafe var bu sayede sahne çok rahat görünüyor.

Oyun yaklaşık 40'ar dakikalık 2 perde olarak sergilendi. Müzikli, danslı, rengarenk dekor ve zengin kostümlü, oldukça eğlenceli bir oyundu. Dürüst ve temiz çalışmanın, yaptığın işe emek ve sevgi katmanın, arkadaşını kıskanmak yerine kendi çalışmana güvenmenin ne kadar önemli olduğu üzerine verdiği mesaj da oldukça iyiydi. Özellikle fare kazmadiş, sahneye çıktıkça çocuklara oldukça eğlenceli dakikalar yaşattı. Fare delikten içeri girdikçe, çocuklar hep bir ağızdan "fareee, faree geldii" diye bağırdılar :-)

Oyun bu ay da oynanıyor. Eğer fırsatınız olursa tavsiye ederiz. 


Oyunun tanıtım bülteni:


HARİKALAR MUTFAĞI
Yazan: HALUK IŞIK-EGE IŞIK
Yöneten: ARDA AYDIN
Koreografi: İBRAHİM ULUTAŞ
Süre: 60 DAKIKA
Oyun Yaşgurubu: 5+
OYUNCULAR
BERFU AYDOĞANERTAN KILIÇGÖZDE İPEK KÖSENİLAY BAĞÖZGÜR DERELİ
KONUSU
Papatya Sokağı'nda çalışan iki aşçı olan Gümüşkepçe ve Kırıkçatal'ın yemek pişirme macerası anlatılıyor. Oyunun önemli kahramanları, kedi Yorgunpençe ve fare Kazmadiş'tir. Bayan Gülücüğün okulundaki çocuklara yemek hazırlaması için gelmesi ve mutfağından malzemeleri çalınan Gümüşkepçe'nin, ustalığın bir işi yaparken gösterilen özen, sevgi ve dikkatle olabileceğini göstermeye çalıştığı oyun eğlenceli bir öyküyle seyirciye aktarılıyor.




8 Ocak 2016 Cuma

ZEHİRLENEN ÇOCUKLUK

Yeni bir kitap okumaya başladım; Sue Palmer- Zehirlenen Çocukluk. Kitaba henüz başladım, bitirince detaylı yorumumu muhakkak buraya yazarım. Ancak daha ilk satırlardan itibaren, birşeyler kopup su yüzüne çıktı içimde. Zamanımız çocuklarına, çocuğuma içten içe hissettiğim üzüntü arttı. Hiçbirşey bizim çocukluğumuzdaki gibi değil ne yazık ki. Kitabın bir bölümünde diyor ki, "mazi bilinmeyen bir ülkedir, orada herşey bambaşkadır. Ancak içinde bulunduğumuz dönemde mazi bambaşka bir gezegendir adeta". Gerçekten de bizim çocukluğumuz ile şimdi arasında uçurumlar var sanki. Kitapta şuna da değinilmiş; Amerikan Pediatri Derneği'ne göre dünya üzerinde 6 çocuktan biri DEHB'li. Özel öğrenme gereksinimi olan çocuk sayısı gelişmiş ülkeler, az gelişmiş ülkeler dahil tüm dünyada hızla artıyor. Disleksi, Dikkat eksikliği ve hipeaktivite bozukluğu ve diğer öğrenme güçlükleri yaygınlaşıyor. Sadece özel gereksinimi olan çocuklar değil, ilköğretimde okuyan çocukların genelinde öğrenme sorunlarına, sınıf içi konsantrasyon bozukluklarına, akran istismarına (zorbalık) rastlanıyor. 

Nedir tüm bunlara sebep? Tek bir sebebi olması mümkün değil. Televizyon mu, anne-baba tutumları mı, teknoloji mi, doğa yoksunu şehir hayatı mı suçlu? Kitabın devamı nasıl gelecek bilmiyorum ama ben kendi çocukluğumu düşünüp bir karşılaştırma yaptığımda nedenler kombinasyonunu çok açıkça görebiliyorum.

Biz çocukken bahçeli bir evde oturuyorduk. Bir sürü hayvanımız vardı. Kedimiz, köpeğimiz, tavuklar, güvercinler, tavşanlar, kekliğimiz bile oldu bir dönem. Ablamla az civciv çobanlığı yapmadık. Yan binadaki halamın kazları az kovalamadı bizi. Akşam karanlığından korkmazdık, tüm mahalle dışarıda olurdu. Annemler ip atlar, biz saklambaç oynardık. Boynumuza kadar yükseklikteki ipten nasıl atlardık; cimnastik derslerine lüzum yoktu. Beş taş oyununun üzerine ince motor aktivitesi tanımam. Kiremite tükürür, ıslatır kırmızı boya yapardık ablamla, çamurdan tencere tava. Örgü örer, birbirimizle yarışırdık. Bebeklerimize bezden elbiseler dikerdik. Ağabeyimi, annemi zorla seyircimiz yapar, hazırladığımız bale gösterlerini sunardık. Tüm mahallenin çocuklarına bilet keser, tiyatro oyunları sergilerdik. Domatesi, biberi dalından koparır, bahçede piknik yapardık. Teyzemler, dedemler hep biraradaydık, Üsküdar'da anneannemlerde kutladığımız çook kalabalık yılbaşı gecelerimiz olurdu. Elektrikler kesilince gölge oyunu oynardık. Annem bize mantı açar, anneaannem sacda gözleme yapardı. Sobanın üzerinden omlet tavamız eksik olmazdı. Sarelleyi hazır almaz, kendisi yapardı annem. Akşam oturup birlikte mandalina soyduğumuzda, muhakkak önce yüzük yapardık o mandalinalardan parmaklarımıza. Sokak oyunları bambaşkaydı. Canımız sıkılırsa ailecek isim-şehir, adam asmaca oynardık. Bir de ağabeyimin uydurduğu yarışmalar vardı; şarkı bilmece mesela. Ağabeyim şarkının başını söyler, biz gerisini bilmeye çalışırdık. Bir keresinde "eller eller eller" demişti, ben de "kollar kollar kollar" diye devam ettirmiştim de gülmekten yerlere yatmıştık.... Anneannem bizimle kalmaya gelmişti birara, akşam bize mısır patlatacaktı da tencereye kapak kapatmamıştı, bütün mısırlar etrafa saçılmış, biz sağa sola uçuşan mısırları kovalarken nasıl da eğlenmiştik. Televizyon da var elbette anılarımda, ama tüm hayatımızı kaplamayan heyecanla bir hafta beklenip, haftada bir gün izlenen programlar var. Alf var, Clementine, Heidi, Susam Sokağı var. E.T., Geleceğe Dönüş var sonra sonra.. Ses kaydı yapıp uzaktaki babama gönderdiğimiz teybimiz var. Annemin komşunun teybini ödünç alıp, iki teybi karşı karşıya koyup kasetten kasete çekim yaptığı, bizi de sessiz durdurmaya çalıştığı hali var gözümün önünde. Annemin diktiği pijamayı, ördüğü kazağı giyerdik. El emeği beyaz yakayı takardık okula giderken. 

Özetle; hayvanlarla, doğayla, akrabalarla, başka çocuklarla, sokak oyunlarıyla içiçeydik hep. İşte şimdi olmayan bu. Elimizden geleni yapmaya çalışsak da artık ortam bu, çevre bu. Bu yüzden çabamız yetersiz kalıyor. Siz birlikte oynasınlar diye çocuğunuzu komşunuza götürüyor fakat komşu çocuğunun eline tableti verip "hadi kardeşle birlikte izleyin diyorsa, ne yapabilirsiniz. Çocuğumu biraz doğaya çıkarayım dediğinizde evinizden en az 1 saat araba sürmeniz gerekiyorsa? Hayvanları yalnızca petshop ya da hayvanat bahçesinde görme şansınız varsa? Hava karardığında çocuğunuzu dışarıda bırakamayacağınız (hatta gündüz tek başına markete gönderemeyeceğiniz) kadar güvensiz bir ortam varsa. 100-120 m2 dört duvar evlere hapsolmuşsak. Çok seçeneğimiz olamıyor malesef.

Biz yine de elimizden geleni yapalım; burdan tüm eş dostlarıma, okuyanlara seslenmiş olayım; haftasonları da olsa çocuklarımızı doğaya çıkaralım, akranlarıyla buluşturalım, Tv karşısına hapsetmeyelim, tablet-telefon vermeyelim (en komplike oyunları bile oynuyor olması zekasını geliştirmiyor sizi temin ederim, o oyunlar 0-6yaş zeka düzeyine göre hazırlanıyorlar zaten), spora teşvik edelim, sokak oyunları oynatalım, sokakta bisiklet, paten sürmelerine izin verelim, o kurs senin bu kurs benim saatlerini doldurmayalım, ailece yemek masasına oturalım, göz hizasında bolca sohbet edelim, oyuncağa boğmayalım, herşeyin en iyisini almayalım, bırakın biraz eksik kalsın (ertelenmiş haz, en önemli erdem, istediği şeye ulaşmak için biraz sabretsin beklesin) hayvan sevgisi aşılayalım, birlikte sokağa bir kap temiz su bırakalım, ya da kartondan bir kedi evi hazırlayalım. 

Bu kadarını yapabiliriz bana göre.. 








SORU-CEVAP

Aşağıdaki fotoğrafı internette bir sayfada gördüm. Çocuğunuzla bir sohbet başlatmak için örnek sorular yazıyor. Hoşuma gitti, çünkü biliyorsunuz çocukları açmak için sadece "ee nasıl gidiyor bakalım, okulun nasıl?" demek yetmiyor. Ben de bu soruların benzerlerini genellikle Nehir okuldan geldikten sonra, onu açmak için sorarım. "Bugün okulda çok güldüğünüz birşey oldu mu? En komik an hangi andı? Hüzünlü bir an oldu mu?" gibi.. Bazen de hayal gücünü teşvik etmeye yönelik sorular sormaya çalışırım. "Bir uçağın olsa, nereye uçmak isterdin?" gibi.




Bu fotoğrafı gördükten sonra Nehir'le boş bir anımızda birkaç soru sormak istedim. İşte sorular ve yanıtları (hatırladığım kadarıyla)

-Nehir büyüyünce ne olmak istersin?
-Polis.
- Hmm. Ne güzel. Daha önce ambulans doktoru olmak istiyordun. Fikrini mi değiştirdin?
- Yoo değiştirmedim. Bak nasıl olucam biliyor musun?(parmaklarıyla sayarak)  Önce abla, sonra ambulans doktoru, sonra polis, sonra da anne olacağım.....   :-)

- Doğduğun günden bugüne kadar, hayatında en mutlu anın ne zamandı, hatırlıyor musun?
- Emm, Berke abimle müzeye gittiğimiz gün. (Bakınız; Rahmi Koç Müzesi gezimiz..)
- Evet gerçekten de çok güzel bir gündü.
- Senin en mutlu günün ne zamandı anne?
-Senin doğduğun gün. Bir de babanla evlendiğimiz gün.
- Hmm, anne biliyo musun benim de en mutlu anım senin beni ilk kucağına aldığın gündü..... :-))

-En sevdiğin kitabın hangisi Nehir?
- Düt düt (Masal Ototbüsü Düt Düt), Cup Cup (Denizaltından Masallar Cup Cup), Allah (Allah Beni Seviyor). (Timaş yayınları Masal kitapları)

-En sevdiğin aktivite nedir? Sinemaya gitmek mi, tiyatroya gitmek mi yoksa spora gitmek mi?
- Tiyatroya gitmek, sinemaya gitmek, spora gitmek. (3üde yani)

- En sevdiğin kıyafetin?
- Doc. Mcstuffins'li tshirtüm.

Sohbetimizin hatırladığım bölümleri bunlar.



Hazır yazmışken bir de dün akşamdan küçük bir diyaloğumuzu aktarayım. Nehir, ben ve babası meraklı minik oyunlarından birini oynuyorduk. Nehir kazandı. Çoğu zaman hilesiz kazanıyor ne hikmetse, bazen çok mızıkacağını anlarsak, huysuz bir anındaysa azıcık hile yapıp kazandırıyopruz. (biliyorum yanlış) Bazen de biz kazanıyoruz ama arıza çıkarabiliyor Nehir ufak çaplı :-) Dün akşam kazandıktan sonra Nehir " bak gördün mü, yine ben kazandım anne. Zaten yakında da büyük okuluna gidicem, orda daha da çok şey öğrenicem, o zaman daha çok kazanıcam"  Bu kızda ki öğrenme hevesi doz aşımı mı oluyor bilemedim. Büyük okuluna gitme konusunda çok hevesli. "Büyük okuluna gidersem, oradaki öğretmenlerim bana yardım edecekler, yeni yen şeyler öğretecekler diy mi anne" diye şimdiden heyacanını yaşıyor. Umarım ilköğretime başladığında da aynı hevesi devam eder, severek gider okuluna. Öğrenme hevesi güzel birşey ama çok hırslı olup sürekli başarı baskısı hissetmesini de istemem  tabii.  







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...