30 Aralık 2015 Çarşamba

Çamaşır Yıkamanın Keyifli Hali

Ev işleri arasında her hanımın farklı favorileri vardır. Mesela kimi ütü yapmayı sever , bazıları ise yemek yapmayı. Sevdiğiniz işlerin size verdiği keyif ise bambaşkadır ve terapik etkileri vardır. Başka dünyalara gider, hayaller kurar, güzel anları hatırlar, planlar yaparsınız.

Size harika bir haberimiz var. Artık bu keyfi size yaşatan favorileriniz arasına çamaşırı da ekleyebilirsiniz :) Çünkü Rinso bunu mümkün kılıyor.

Rengarenk paketleri ile raflarda dururken bile enerjisini yansıtan Rinso, çamaşır yıkamayı kolay ve eğlenceli bir hale getiriyor. Rinso’nun Kır Bahcesi (Yeşil), Çiçek Bahcesi (Pembe) ve Büyülü Bahçe (Mor) şişeli sıvı deterjanları hem beyaz hem de renklileriniz için tortu bırakmayan bir temizlik vaad ediyor.

Rinso’nun gerçek eğlencesi, yıkama sonrası çamaşır makineninizi açtığınız anda başlıyor. Öyle ki kapağı açtığınız anda tertemiz çamaşırlarınıza eşlik eden muhteşem çiçek kokuları tüm banyoya yayıyor. İşte o an, hissettiğiniz duygular tarif edilmez. Sanki bir anda sevdiğiniz bir melodi çalmaya başlıyor ve o koku sizi alıp bambaşka bir yerlere götürüyor.

Bu kokular o kadar kalıcı ki tertemiz çamaşırlarınızı asarken, kuruturken, ütülerken ve tabii ki giyerken makineyi açtığınız o andaki duygular size kendini hatırlatmaya devam ediyor. Rinso kalıcı bahar kokuları ile çamaşır yıkamayı keyfe dönüştürüyor.

Mutluluk ve keyif zaten anlık değil midir? Mühim olan o anlara hayatınızda yer açmak. İşte Rinso bunu mümkün kılıyor.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

29 Aralık 2015 Salı

YENİ YIL...

Bir yılı daha acısıyla tatlısıyla geride bırakıyoruz. Bu yıl çok acı kayıplar yaşadık ardarda. Canım babaannemi ve dedemi rahmetle anıyorum. Onun dışında ülke gündemimiz maalesef pek iç açıcı değildi. Canım annem önemli bir rahatsızlık yaşadı; çok yıprandık üzüldük ama sağlıkla atlattık çok şükür. Ama çocuklar, Allah'ın evlerimize gönderdiği tam zamanlı psikologlar sanki. Evde küçük bir çocuğunuz varsa depresyona girmezsiniz asla; yaşanılan en büyük streslerin ardından bile bir kucaklaşma, size pırıl pırıl bakan gözler tedavi ediyor ruhunuzdaki tüm yaraları.

Her yılbaşı arifesinde çocuklar gibi mutlu olurum ben, umut kaplar içimi. Tertemiz bir sayfa açılır ya önümüzde, iyi hissettirir kendimi. Ama ne yalan söyleyeyim Nehir'den sonra zamanın akış hızını yakalayamıyorum. Bir fotoğraftan diğerine Nehir'i büyümüş gördükçe onu öpmeye sevmeye doyamadan büyüyüverecek diye korkuyorum. 

Nehir'le bu yıla da renkli bir şekilde hazırlanmaya çalıştık. Yeni yıl ağacımızı süsledik. Halamıza, teyzemize, dayılara,, anneanne, babaannemize kart hazırlayıp gönderdik. Gingerbreadman kurabiyelerden hazırladık (ama zencefilsiz ve pekmezsiz- çünkü Nehir pekmez kokusundan nefret etti ve ilk denememiz fiyasko oldu :-) 












Bu yıl yine Nehir'le, eşimle ve ailemle birlikte çok mutlu olmayı diliyorum; sağlıklı ve birarada olmayı; huzurumuzun eksilmemesini...


25 Aralık 2015 Cuma

ÇOCUKLARDA SANAT EĞİTİMİ

ÇOCUKLARDA SANAT EĞİTİMİ
Susan STRIKER
Epsilon Yayınevi




Susan Striker'ın bu kitabını okumak için epey geç kaldığımı üzülerek belirteyim öncelikle. Bana göre hamileyken ya da bebeğimiz doğar doğmaz okumamız gereken kitapların başında geliyor. Ancak kitabı okurken; kulaktan dolma bilgilerimle, sağdan soldan, yabancı bloglardan, internet gruplarından okuyup araştırdıklarımla Nehir'i çok da yanlış yönlendirmediğimi görüp seviniyorum. Ancak kitapta çocuğa vereceğimiz renklerin bile bir sıralaması var ve kesinlikle yapmamamız gerekenlerle ilgili uyarılar var. Bu kadar titiz olamadığım için de üzülüyorum.

Susan Striker'a göre 1-4 yaş arası çocuk karalama dönemindedir ve bu ilk karalamalar hayati önem taşır. Çocuğa karalama çalışmaları yapması için yeterli fırsatı muhakkak sunmalıyız. Bu ilk karalamalar çocuğun okur-yazarlık döneminde sembolleri tanımasının ilk adımını oluşturuyor. Anlamlı çizimler 4 yaş civarı başlıyor. Ancak buna rağmen 5-6 yaş döneminde hala dönem dönem karalamalara dönüş olabiliyor ve bu da gayet normal kabul ediliyor. Çocuğumuzu asla anlamlı çizimler için zorlamamalı, teşvik edeceğiz ya da resim yapmayı öğreteceğiz diye oturup ona resim yapmamalıyız. Çizdiği tesadüfi şekilleri birşeylere benzetmeye çalışıp isimlendirmemeliyiz. Örneğin çocuk ışınlar çizmeyi keşfettiğinde, biz hemen aa ne güzel güneş çizmişsin deyip, coşkulu övgüler yağdırdığımızda, çocuğumuz ebeveyni tarafından sadece bu güneş çiziminin onay bulduğunu, geri kalan karalamalarının hiçbir anlamı olmadığını düşünecek ve bu güneşi her resmine taşıyacaktır.

Çocuğumuz resim yaparken sürekli, ne çizdin, bu nedir diye sormamalıyız. Yaptığı çalışmayı somut cümlelerle övmeliyiz. Sadece, ne harika çizdin, aferin dememiz yeterli olmaz. Örneğin, renkleri kullanma şeklini çok beğendim, üstüste iki çizgi çizmişsin çok hoş olmuş, iki kareyi yanyana çizmen harika... gibi..

Susan Striker "çocuğumun yaptığı bir resmi atmaktansa, bebeklik dönemine ait bir fotoğrafını atmayı tercih ederim" diyor. Çünkü tüm bu çizimler elimizdeki onun gelişimini gösteren en büyük araçlar. Çocuğumuzun resimlerine değer verdiğimizi ona da göstermeliyiz, tüm çizimlerini özenle dosyalamalı; buzdolabının üzerinde değil, çerçeveleyerek evimizin en güzel köşesinde sergilemeliyiz. Astığımız ya da sakladığımız resimler , çocuğumuzun anlamlı çizimleri, insan figürleri çizmeye başladığı resimler olmamalı; bundan önceki döneme rastlayan karalamalarına da aynı özen ve değeri göstermeliyiz.

Mümkünse evimizin, balkonumuzun, garajımızın bir köşesini sanat köşesi olarak düzenlemeliyiz. Çocuğumuzun boyaları, fırçaları, kağıtları, hamurları, üzerinde çalışabileceği masası heran hazır ve ulaşılabilir olmalı.

Evde de okullarda da konulu resim çalışmalarından çocuğumuzu uzak tutmalıyız. Yeni yıl ile ilgili, Cumhuriyet bayramı ile ilgili bir resim yap demek çocuğumuzun yaratıcılığını kısıtlamaktan başka bir işe yaramaz.

Çocuğumuza heran yeni malzemeler sunmamıza gerek yok. Aksine çocuklar alışık olduğu malzeme  ile daha rahat çalışırlar. Bu malzemelerden sıkıldıklarını anladığımız an yenisini sunabiliriz.

Çocuğumuza boyama kitapları, kolay suluboyalar, hazır çizim kalıplarını asla ve asla sunmamalıyız. 

Çocuk 6 ay civarı yiyeceklerle boya yapmaya başlayabilir. Mama sandalyesinin tablasına dökeceğiniz 1 kaşık marmelatı parmakları ile karıştırarak boya ve sanat çalışmalarına ilk adımını atmış olur. 1 yaşına geldiğinde ise boş bir kağıt ve tek renk kalemle (beyaz kağıt-siyah kalem ya da siyah kağıt-beyaz kalem) ilk karalama çalışmalarına başlamalıdır. 

Daha sonra fırça ile çalışmalara geçilebilir. Yine önce tek renk çalışılır. Sonra ana renklerle 2 ya da 3 renk birlikte çalışmaya başlanır. Çocuğun her renk değişiminde fırçayı temizlerken konsantrasyonu dağılmaması için her boya ayrı bir kaba konur ve her boya için boya ile aynı renk sapı olan ayrı bir fırça hazırlanır. 

Ana renklerle yeterince çalışıldıktan sonra ara renklere ve renk karışımlarına geçilebilir. Sprey şişesi ile boyama, pipet ile üfleyerek boyama, baskı çalışmaları gibi çeşitlendirmelerle sanat çalışmalarına devam edilir.

Susan Striker kitabında çok daha detayli olarak tüm bu çalışma örneklerinden ve sanat çalışmalarının sıralamasından bahsediyor. Ben bu kadar özetlemiş olayım ve gerisini okuyup yorumlamayı size bırakayım. Ancak şu kadarını söyleyeyim; ben bu kitabı okuduktan sonra yaptığım bazı hataları farkettim ve Nehir'e yaklaşımım değişti, Nehir'in çizim ve boyamalarında da büyük fark oldu sonuçta. İşte Nehir'in özgürce çalıştığı biranda çizdiği Deve Kuşu. "Deve kuşu çizdim, deve kuşunu rengarenk boyamak istedim anne" dedi, ve de "devekuşu boynunu kıvırmış yatıyor" dedi. Sizce de çok güzel değil mi?






Bu da Nehir için oturma odamızda ayırdığım mini çalışma alanı. 







(Nehir 52 aylık)

21 Aralık 2015 Pazartesi

KÜTÜPHANEMİZ 76-77-78 KUMKURDU- DAHA FAZLA KUMKURDU- DAHA DA FAZLA KUMKURDU

KUMKURDU
DAHA FAZLA KUMKURDU
DAHA DA FAZLA KUMKURDU
Asa LIND
Pegasus Yayınları

İçimden geldi, birşeyler karalamak istedim bloğa. Asa Lind'in Kumkurdu serisi kitaplarını biliyorsunuz değil mi? Hani baskısı tükenmişti ve uzunca zamandır bulunamıyordu. Ben de kitabı epeyce aradıktan sonra Pegasus yayınlarından yeniden basıldığını duyunca hemen ön sipariş verdim ve piyasaya çıkar çıkmaz da aldım. Kitap ilk kez 2002 yılında basılmış, bizim çocukluğumuza rastlamıyor dolayısıyla. Zaten Nehir'le birlikte yeniden çocuk oluyor, yeniden öğreniyor, yeniden büyüyorum adeta. İlk kitaptan başladık okumaya. Gece uykudan önce ilaç niyetine üç hikaye okuyoruz. İkinci kitabı yarıladık bile. Okurken çoğu yerde içim burkuluyor. Ebeveyn olarak kendimi sorguluyorum, Nehir'in yerine koyuyorum kendimi. Hayatımız hep bir acele ve koşturmaca içinde geçiyor. Çocuklar da bu koşturmacadan nasibini almış, rüzgarımıza kapılmış sürüklenip gidiyorlar.

Hikayelerden birinde Zackarina sabah annesinin yanına gidiyor, "saklambaç oynayalım mı" diye soruyor. Annesi işe yetişmek zorundadır. Babasına gidiyor, o da çalışma odasında işlerine gömülmüştür. Neden hep işleri çok önemli, neden hep aceleleri var, diye düşünüyor Zackarina. Bizlerin de öyle değil mi? Haftaiçi sabahları ben Nehir'den önce evden çıkıyorum. Babası hazırlayıp okula gönderiyor, 7 de kalkıp 7,30 da servise biniyor Nehir. O yarım satte uyanıp kendine gelmesi, giyinmesi, el yüz yıkaması, ilaçlarını içmesi, iki lokma birşeyler atıştırması lazım. Eşim çocuğa da üzülüyorum ama elimden birşey gelmiyor diyor, sürekli "hadi Nehir, hadi Nehir" demek benim de hiç hoşuma gitmiyor diyor. Eh akşam uyku saatleri yaklaştığında da aynı koşturmaca. Hadi Nehir dişlerini fırçala, hadi Nehir pijamalarını giy, hadi Nehir kitaplarını seç...... vs vs.. :-(   Keşke istediği saatte yatabilse, keşke istediği saatte uyanabilse.. Gerçi en azından onunla oyun oynayan, her gece ona kitap okuyan, birşeyler anlattığında can kulağı ile dinleyen, sorularını sabırla yanıtlayan anne ve babaya sahip Nehir. Böyle düşünüp teselli ediyorum kendimi. Ancak kızımla zaman zaman hiçbirşey yapmadan boş boş evde zaman geçirmenin keyfini yaşamak isterdim doğrusu. Anne-baba olmak böyle birşey, kendimizde de çevremdeki arkadaşlarımda da gördüğüm, ne yaparsak yapalım hep bir yetersizlik hissi, hep bir vicdan azabı. Ama bu hisler bizlerin daha ilgili ve anlayışlı ebeveyn olma yolumuzda itekleyici güç oluyor sanırım. 

Kitaba dönelim; Zackarina 5 yaşında bir kız çocuğudur, anne ve babası ile birlikte deniz kıyısında bir evde yaşarlar. Her çocuk gibi meraklıdır Zackarina. Çoğu şeyi merak ediyor. Mesela annesinin karnına düşmeden önce nerdedir? Ya da bisikletini dik yamaçtan aşağı hızla sürerse denize yumuşak bir iniş yapabilir mi? Evren sonsuz diye duymuştur babasından, peki sonsuz nedir, herşeyin bir sonu yok mudur? Zaman zaman da huysuzdur Zackarina. Öfkelenenir; anne ve babasını anlayamaz ya da anne ve babası tarafından anlaşılmadığını düşünür. Kumlara tekmeler savurduğu, güzlerinden ateş çıktığı, ayaklarını pat pat yere vurduğu zamanlar vardır.. Ama günün birinde kumkurdu ile tanışır ve tüm bu kafa karışıklığı yaşadığı anlarda, tüm sorularının yanıtlarını Kumkurdu'nda bulur. Kumkurdu onun sorularını direkt olarak yanıtlamamaktadır ama kendisi keşfetmesi için yönlendirmektedir. Anne ve babasının davranışlarını anlamasını sağlamaktadır.  Denemeden bilemeyeceği şeyler için de yüreklendirmektedir Zackarina'yı. 

Kısa kısa öykülerden oluşuyor Kumkurdu. Nehir'le çok hoşumuza giden birtanesini kısaca anlatmak isterim sizlere.  Birgün yemek masasında otururlarken Zackarina'nın bacakları bir türlü yerinde duramamaktadır. Anne ve babası, Zackarina yeter artık masa sallanıyor derler. Zackarina bacaklarını zaptetmeye çalışsa da başarılı olamaz. Dışarı çıkar. Kumkurdu oradadır. Kumkurduna kıpırdamadan durmaya çalıştığını çünkü anne ve babasının sürekli hareket etmesinden rahatsız olduklarını anlatır. Kumkurdu "onlar için söylemesi kolay tabii, büyüdüler ya unuttular" der. "Nasıl yani?" diye sorar Zackarina "Neyi unuttular?"..  "Büyürken eklemlerimizin patlayan mısırlar gibi olduğunu, yerinde duramadığını." Sonra bir şarkıya başlar:  

" Ölü bir balık gibi oturamaz insan... Bedeni büyür ve gelişirken... Koşmalı oynamalı zıplamak, hop hop hop hop hoplamak...."  

Bu şarkıyı söyleyerek hoplayıp zıplarlar birlikte. Zackarina eve döndüğünde anne ve babası kapıya çıkmış onu aramaktadırlar. Zackarina ile elele tutuşurlar, Zackarina bu şarkıyı söyler, kendilerinden geçerek dans ederler hep birlikte..

" Yetişkin bir balık gibi oturamaz insan... Bedeni büyür ve gelişirken... Koşmalı oynamalı zıplamak, hop hop hop hop hoplamak...."  


Hem küçükler hem büyükler için olan kitaplardan. Tüm anne-babalara tavsiyemdir, okumaları ve de çocuklarına okutmaları... Küçük Prens'i seven yetişkinler bu kitapları da sevecekler muhakkak..









14 Aralık 2015 Pazartesi

KÜTÜPHANEMİZ 75- KÜÇÜK KARA BALIK

KÜÇÜK KARA BALIK
Samed BEHRENGİ


Kış ortasında bir gece vakti, denizin en derin yerinde, yaşlı mı yaşlı bir nine, sayıları onikibini bulan çocuklarına ve torunlarına bir hikaye anlatmaktaydı. Küçük Kara Balık'ın hikayesini. Bu öyle bir küçük balıktır ki, cesurdur, meraklıdır, keşfetmekten korkmaz, kendisine verilenle yetinmez, sorgular. İçinde bulundukları küçüçük dereyi dünya zanneden annesinden de, komşuları diğer balıklardan da farklıdır o. Bu küçük derenin bittiği yerde ne olduğunu, dünyayı ne pahasına olursa olsun görmek ister. Yolculuğunda pekçok tehlike ile karşılaşır. Kurbağalarla, pelikanlarla, kendi canlarını kurtarmak için onu feda etmeye hazır arkadaşlarıyla mücadele eder. Ama küçük kara balık o kadar farklıdır ki "önemli olan benim nasıl yaşadığım ya da nasıl öldüğüm değil; yaşamım ya da ölümümün kimi nasıl etkilediği" diye düşünecek kadar farklıdır.

Nehir'in yaş gurubu için uygun olmadığını düşünebilirsiniz kitabın ama 2 ya da 3 gece de bitirdik kitabı. Uyku saatimizi aşmasak bir gecede bitirirdik sanırım. Nehir büyük bir merakla dinledi. Geçen yıl izlediğimiz tiyatrosunu da unutmamış, "birazdan pelikana yakalanacak anne, pelikandan kurtulduğu yere kadar okuyalım" diyerek dinledi. Sonunda biraz telaşlandı "ama küçük kara balığa nolmuşş" dedi. Sonunu biz tamamlayalım dedim. Balıkçıl kuşundan kurtulmuş, diğer balıkları da kurtarmış, balıkçıları ağlarını çekerken izlemeye yetişmiş; diye tamamladık.

Hepimizin bildiği müthiş öykü. Nehir'le birlikte de okuduğumuz için çok mutluyum. 





BİSKÜVİ ADAM'I İZLEDİK..

BİSKÜVİ ADAM
Şehir Tiyatroları
Yöneten: Nihat Alpteki
Süre:50 dk
Yaş Grubu: 5Yaş+


İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından sergilenen Bisküvi Adam oyununu, Üsküdar Müsahipzade Celal Sahnesi'nde izledik. Nehir tiyatroya gitmeyi çok seviyor. Özellikle de şarkılı, müzikli oyunlarda çok eğleniyor. Bisküvi Adam da şipşirin dekorlu, müzikli, danslı; kostümleriyle ve oyunculuklarla çok eğlenceli bir oyundu. Arkadaşlığın önemini vurgulayan güzel bir konusu vardı. Biz çok sevdik. Oyunun yaş grubu  5 yaş ve üzeri olarak belirlenmiş ama daha küçük yaşlar da rahatlıkla izler bence. Süre olarak da konu ve hareketlilik olarak da müsait.

Oyunun tanıtım bülteninden:

Büyük evin saati Guguk Bey'in ansızın kısılan sesi, ev sahipleri tarafından onu çöpe atılma tehlikesi ile karşı karşıya bırakmıştır. Ama mutfaktaki arkadaşları Tuz, Biber, sonradan aralarına katılacak olan Poşet Çay ve en çok da fırından yeni çıkmış Bisküvi Adam'ın yardımıyla bunun üstesinden hep birlikte geleceklerdir. Bisküvi Adam'ın Fare ile mücadelesi de Rutin hayatlarına yeni bir tempo getirir.




10 Aralık 2015 Perşembe

KÜTÜPHANEMİZ 74- GECE MAYMUNU GÜNDÜZ MAYMUNU

GECE MAYMUNU GÜNDÜZ MAYMUNU
Jullia DONALDSON
1001 Çiçek Yayınları

Gece maymunu gündüz uyuyup geceleri gezmektedir. Gündüz maymunu ise tam tersi. Gündüz maymunu bir sabah yeni uykuya yatmış olan gece maymununu aniden uyandırır. Birlikte dolaşmaya başlarlar. Gece maymunu, gündüzü hiç bilmemekte, gördüklerini tanımamaktadır, hatta çoğu şeyden korkmaktadır. Arkadaşı ona güler, ama aynı zamanda da açıklar tek tek herşeyi.

Bir başka günün gecesinde ise gece maymunu, gündüz maymununu uyandırır. Bu kez korkma, komik duruma düşme sırası gündüz maymunundadır. Ama arkadaşlar birbirine yardım etmek için vardır elbet. Gece maymunu gecenin güzelliklerini arkadaşına tanıtır.

Bundan sonra yine herkes kendi uyku saatinde uyuyup, uyanık kalma saatlerinde uyanık kalır. Ancak bazı zamanlar gece maymunu ve gündüz maymunu sabahın erken saatlerinde uyanık kalırlar ve birlikte birşeyler yiyip, etrafı izleyip, sohbet ederler..


İnsan bilmediği, tanımadığı şeyden korkar, bu bir gerçek. Hele ki çocuklar. Ama yanımızda bize destek olan sevdiklerimiz varsa, yeni şeyler öğrenmenin tadını doyasıya çıkarabiliriz..





KÜTÜPHANEMİZ 73- ŞARKICI DENİZ KIZI

ŞARKICI DENİZ KIZI
Jullia DONALDSON
İşbankası Kültür Yayınları

Şarkıcı deniz kızı bir Jullia Donaldson klasiği. Pırtık Tekir tadında, sonunu merak ettiren, heyecanlı bir öykü. Şarkı söylemeyi çok seven deniz kızı Seval, sık sık denizin derinliklerinden sahile çıkar, martılardan midyelere kadar tüm deniz canlılarından oluşan bir kalabalığa keyifle şarkılar söyler. Deniz canlıları da  Seval'i dinlemeye bayılırlar. Ancak günün birinde kasabaya gelen bir sirkin, gözünü para bürümüş sahibi, Seval'in şarkısını duyar. Onu büyük mermer havuzlar, şöhret ve zenginlikle kandırıp götürür. Ancak Seval'i minicik bir akvaryuma hapseder...  Seval çok sevdiği engin denizlere, arkadaşlarına, sahiline, eski özgür ve mutlu günlerine dönebilecek mi? Nasıl?  Cevaplar kitapta elbette.


Biz hem hikayeyi hem de rangerenk resimleri çok sevdik. Kesinlikle tavsiye ederiz.









9 Aralık 2015 Çarşamba

MERAKLI MİNİK ARALIK/2015 SAYISI: İÇİMDE NE VAR? (VÜCUDUMUZ)

Nehir için artık özel olarak etkinlik hazırlamıyorum. Gerek olmuyor, vakit de kalmıyor. Meraklı Minik, Bilim Çocuk dergilerini alıyorum düzenli. Ekstradan Nehir'le çıktığımızda aldığımız dergiler de oluyor. Etkinlik kitaplarımız var henüz bitmemiş; Caillou set mesela. Zekare setimizi yapıyoruz ara ara çıkarıp. İş Bankası yayınlarının çıkartmalı kıyafetlerle kızları giydirme kitapları var. Bu aralar favorimiz oldu, hatta bağımlılık yaptı diyebilirim. Okuldan ayda bir gelen aile katılım etkinliklerimiz oluyor. Bir dergi ya da kitapta görüp yaptığımız deneyler oluyor. Serbest resim yapmayı seviyor Nehir bu aralar. Bir de kağıt kesmeyi. Birşeyler çiziyor, sonra makas isteyip çizdiklerini kesiyor. Kendi etkinliğini kendisi yapıyor yani. Puzzle, lego ve diğer oyun oyuncaklara da zaman ayırıyoruz bolca. Yeni kitaplar alıp okuyoruz. Eh daha ne olsun değil mi? 








Neyse konumuza döneyim. Bu ay Meraklı Minik, Nehir'in çok sevdiği vücüdumuz konusunu işlemiş. Yüz tombalasını ingilizce olarak oynadık. Hayvanların dıştan görünüşleri ve iskeletleri eşleştirme kartlarını yaptık. Vücudumuz maketini hazırladık. Dergi sayfalarını okuduk, inceledik. Vücudumuzdan çıkan sesler şiirini besteledik, çok güldük.





















3 Aralık 2015 Perşembe

CİMNASTİK

Çocuklara yüzme, cimnastik gibi temel kazanım sporlarının 3-4 yaşlarından itibaren verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunları; çocuğu o kurs senin bu kurs benim koşturmak olarak görmüyorum. Hatta birkaç yerde Avrupa'da her mahallede büyük yüzme havuzlarının olduğunu, bunların halka açık ve ücretsiz olup, çoluk çocuk ailecek gidip yüzme öğrenildiğini ve 6 yaşına gelmiş her çocuğun yüzme bildiğini okumuştum. Sevgili Deniz Sudağından da bloğunda Avrupa'da devlet okullarına ait spor salonlarının haftasonları halka açıldığından ve ücretsiz olarak hizmet verdiğinden, ailecek gidip spor yapma imkanı bulduklarından bahsetmiş bloğunda. Bizim için bunlar şu anda biraz ütopik, hatta çoğu devlet okulunda spor salonu bile yok ki halka açılsın da ücretsiz hizmet versin. 

Ancak İstanbul'da yaşayanlar olarak biraz daha şanslıyız. Büyük Şehir Belediyesi spor komplekslerinde cimnastik (eskiden jimnastik yazılıyordu ama şimdi cimnastik olarak türkçeleştiğini görüyorum), yüzme, basketbol, futbol gibi pekçok branşta hem çocuklar hem yetişkinler ücretsiz spor yapma imkanı buluyorlar. Ben Nehir'i cimnastiğe başlattım. Spora en iyi başlangıç olacağını düşündüm. Haftasonu Cumartesi ve Pazar günleri 1er saat gidiyor. İleride bir spor branşında süreklilik sağlayacaksa da bunu zaman gösterecek. Ancak şu an için hem kaba motor becerilerinin gelişmesi, hem de bir spor disiplini alması açısından cimnastiğin en faydalı branş olduğunu düşünüyorum. Dersleri uzaktan izlediğim kadarıyla çocuklara katkısı çok fazla;

- sırasını bekleme,
- başkalarının hakkına saygı duyma,
- birlikte hareket etme,
- koordinasyon,
- öz disiplin

gibi pekçok yararının olduğunu gözlemliyorum.

Nehir de gayet mutlu ve severek katılıyor derslere. Hocasını da sevdi. Dersleri biz Tv ekranından dışarıdan izliyoruz, o yüzden fotoğraf yok elimde. Bu yaz da bir şekilde yüzme dersleri almasını sağlamak istiyorum Nehir'in. Büyükşehir Belediyesi spor komplekslerindeki yüzme derslerine ne yazık ki talep çok ve epey yoğunluk var. Evimize yakın başka bir alternatif bulursak değerlendireceğiz. 


Şimdilik bu kadar.
Sporlu, sağlıklı günler tüm çocuklarımıza.
   


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...