27 Ağustos 2015 Perşembe

KROMATOGRAFİ ÇİÇEKLERİ: HEM DENEY HEM SANAT

Hem gözlem yapmamıza olanak sağlayan bir deney, hem de sanatsal bir çalışma niteliğinde olan kramotagrofi çiçekleri etkinliğini çok sevdik. Yapılışını yabancı bir videoda gördüm. 

Kromatografi de renklerin suda çözünerek pigmentlerine ayrılmasını ve bir rengin içerisinde gizli olan diğer renklerin ortaya çıkışını gözlemliyoruz. Hem de ortaya çıkan görüntü muhteşem oluyor.

Deneyin birinci aşamasında, kağıt havluyu dörde katlayıp huni şeklinde sarıyor; bir kaseye koyduğumuz az bir suyun içerisine oturtuyoruz.

İkinci aşamada bir başka kağıt havlunun üzerine bir madeni para koyuyor, parnın etrafına keçeli kalemlerle küçük birkaç nokta ve çizgi yapıyoruz. İsterseniz tek renk kalem, isterseniz de birkaç renk kullanabilirsiniz.

Üçüncü aşamada, kalemle çizdiğimiz peçeteyi, madeni parayı kaldırmadan, huni şeklindeki, suyun içine oturttuğumuz havlunun üzerine bırakıyoruz.

Su ilk peçeteden yavaşça ilerleyerek bizim çizdiğimiz peçeteye ulaşıyor. Renkleri dağıtmaya başlıyor.

Bir süre peçeteyi alıp kurumaya bırakıyoruz. Etrafından makasla kesiyoruz. Birkaç tane peçete renklendirmişsek, içiçe geçirip kıvırıp şönil ile sap yapıyoruz. Rengarenk çiçeklerimiz hazır.








(Nehir 4 yaşında)

22 Ağustos 2015 Cumartesi

KÜTÜPHANEMİZ 70- 3 KEDİ 1 CANAVAR

3 KEDİ 1 CANAVAR
Sara ŞAHİNKANAT
Yapı Kredi Yayınları

3 Kedi 1 Dilek kitabının devamı geldi, çok çok mutlu olduk. Piti, Pati ve Pus'un yeni maceralarını da en az ilki kadar sevdik. Küçük kahramanlarımız ilk kez kışı yaşamakta ilk kez kar görmektedirler. Karla oyunlara öyle dalmışlardır ki, farkında olmadan evden epey uzaklaşmışlardır. Bu arada akşam olmuş, hava iyice soğumuştur. Kahramanlarımız sığınacak biryer bulurlar bulmasına ama tesadüfen ellerine geçen bir el ilanı korkudan titretir hepsini. "Dikkat canavara yaklaşmayın, bu aralar çok sinirli". Kafalarında senaryolar üretmeye başlarlar, her sesten irkilir, yerlerinden sıçrarlar. 

Bu arada yenidoğmuş bir köpek yavrusu bulurlar donmak üzereyken; ısıtırlar, sarar, sarmalar kurtarırlar onu. Ertesi sabah üzerlerine düşen korkunç bir gölge, korkudan bayıltır bizim minikleri. Uyandıklarında bir süpriz beklemektedir onları. Meğer canavar, yeni doğum yapmış bir köpektir. Buldukları yavrunun annesidir.



KÜTÜPHANEMİZ 69- ANNEMİN ÇANTASI

ANNEMİN ÇANTASI
Sara ŞAHİNKANAT
Yapı Kredi Yayınları

2 kardeş anneleriyle birlikte güzel bir gün planlamışlar; biraz parkta eğlence, piknik, motorla küçük bir deniz turu. Ama her çocuğun başına gelebilecek aksilikler onları da bulur; üzerleri kirlenir mesela, annenin çantasından hoop temiz giysiler çıkar. Düşüp dizlerini kanatırlar, hoop yarabandı. Acıktıklarında sandviçler, yavru kedi için süt, martılar için bayat ekmek bile çıkar çantadan. Artık çantanın sihirli olduğuna inanmaya başlamışlardır ki; günün sonunda anlarlar ki, sihirli olan çanta değil, herşeyi düşünen anneleridir.. 

Çok tanıdık, çok sevimli bir öykü. Nehir ve ben çok severek okuyoruz.







KÜTÜPHANEMİZ 68- KİM KORKAR KIRMIZI BAŞLIKLI KIZDAN

KİM KORKAR KIRMIZI BAŞLIKLI KIZDAN
Sara ŞAHİNKANAT
Yapı Kredi Yayınları

Sara Şahinkanat kitaplarını çok seviyoruz. Espirili ve şiirsel anlatımı, öykülerin sevimliliği, çizimler bir bütün olarak kitabı sevmemizi sağlıyor. Bu kitap da en sevdiğimiz kitaplar listesine girdi hemen. 

Yavru kurt ormanda tek başına dolaşmak istemektedir. Ama annesi, kırmızı başlıklı kız öyküsündeki gibi yavrusunun bir avcı tarafından karnının yarılması fikrinden çok korkmakta, onun tek başına ormanda dolaşmaya hazır olup olmadığından emin olamamaktadır. Zaten onlar; masallarda kötülenen, yaşlı ve hasta nineyi yiyen kötü kurtlar değillerdir artık, yedikleri mantarlı pizza, brokolili makarnadan ibarettir. Anne kurt yavrusunun hazır olduğunu anlamak için onu küçük bir teste tabi tutar. Yavru kurt tüm sorular için hazırlıklıdır. Bakın, eğer ormanda kırmızı başlıklı kıza rastlarsa ya da bir kulübede hasta yatağında yatan bir büyükanne görürse, yahut da çok uykusu gelir ve bir ağaç gölgesinde uyumak isterse neler yapmayı planlamaktadır küçük ve zeki kurt.   








20 Ağustos 2015 Perşembe

MERAKLI MİNİK AĞUSTOS-2015 UĞUR BÖCEĞİ

Meraklı Minik Ağustos/2015 sayımızı da alıp tamamladık. Uğur böceği tacımızı yaptık, böcek fotoğrafı çekme oyununu oynadık, dergi içindeki örüntü oluşturma, sayı sayma, labirent etkinliklerini yaptık. Tuvalet kağıdı rulosu ve fon kartonu ile ağaç yapıp böcek çıkartmaları ile ağacımızı süsledik. Bir çırpıda bitirdiğimiz bir sayı oldu yine.














(Nehir 4 yaşında)

17 Ağustos 2015 Pazartesi

4 YAŞINDAKİ NEHİR'DEN MEKTUP

Ben Nehir. Tam 4 yaşındayım. Boyum neredeyse 1 metre, yaklaşık 16 kiloyum. Çok akıllıyım, çok konuşkan, çok duyarlıyım, bir o kadar da meraklıyım. Bu günlere kolay gelmedik elbette. Annem, babam ve ben çok zor günleri atlatarak geldik bugünlere. Annem ve ben doğumumda çok zor zamanlar yaşamışız. Annemin rahminde beni besleyen şu plesanta denen illet görevini tamamlamadan beni ve annemin rahmini terketmeye kalkınca  ben de çok sıkıntılı bir ortamda kalmışım. Ama çok mücadeleci bir kız olacağım o zamandan belliymiş, direnmişim, sağlıkla dünyaya gözlerimi açmışım. 1.790 gram, 42 cmmişim. O kadar küçükmüşüm ki, annem ve babam beni yastık üzerinde taşımışlar, kucağa alınacak kadar bile yokmuşum. Annem çok rahatsızlanmış; 3 gün yoğun bakımda kalmış, 8 gün hastanede kalıp çıktıktan sonra bile, yataktan yardımsız kalkamayacak, tuvalete kendisi gidemeyecek kadar kötüymüş.  Ama ah vah dememiş yine de,  o halinde başlamış bana ninniler, şarkılar söylemeye. İçi kan ağlıyormuş o ayrı. Kimse anlamıyormuş onu, ağlama şükret kurtulduğunuza diyorlarmış ama o her gözünü kapattığında baştan yaşıyormuş herşeyi, ya bebeğime birşey olsaydı diye düşünmeden edemiyormuş, bütün bunlar bizim başımıza gerçekten geldi mi diyormuş, inanamıyormuş olanlara. Tek istediği birilerinin saçlarını okşayıp ah yavrum sen ne zor bir süreçten geçtin, seni çok iyi anlıyoruz ama hepsi geçecek, tüm yaralar zamanla iyileşecek, eskisinden de iyi olacaksın demesiymiş. Hep şükretmiş annem, hep dualar etmiş, beni her uyuttuğunda yüzüme bakıp ağlamış. Biz bunları yaşarken babam ne üzüntüler yaşamış, ömründen ömür gitmiş.

Babam demişken, ah ne mükemmel bir babadır o. Çoğu annenin yapamadığını yapar. Bebekliğimde gecelerce uykusuz kalıp bana bakmıştır, ağrıyan beline rağmen beni kucağına yüzüstü yatırıp, gaz sancılarım hafiflesin diye saatlerce sırtımı ovalamıştır. Herşeyimle ilgilenir, benimle konuşur, oynar, yedirir, giydirir, okula yollar, okuldan alır; her fırsatta beni ne çok sevdiğini söyler.

Dedim ya çok küçük doğmuşum diye, küçük doğduğumdan emme refleksim yokmuş, çenem de çok güçsüzmüş, e annem yoğun bakımdayken biberonla da beslenmişim kaç gün. Annem ne uğraşmış beni emzirebilmek için; kan ter içinde kalana kadar mücadele etmiş, her yolu denemiş, haftalarca aylarca mücadele etmiş ama yok emmeyi reddetmişim hep. Bu arada bebeğim sütsüz kalmasın diye sütünü sağmış annem, 10,5 ay kendi sütüyle beslemiş beni bu sayede. Bu öyle kolay bişey değilmiş, 2-3 saate bir muhakkak sağmak lazımmış ve bu işlem yarım saatten fazla sürüyormuş. Gece dahil 2 saatte bir kalkmış bu iş için. Ama gurur duymuş bu yaptığıyla, ben de gurur duyuyorum anneciğim seninle. Şimdi kitaplarda görüp soruyorum; anne ben senin karnında mıydım,  nasıl doğdum, nasıl meme emiyordum? Annem bunca şeyi şimdi bana nasıl anlatsın; emiyordun kızım, ama bazen de ben sütümü biberona koyuyordum, baban, ben ya da anneannen biberonla içiriyorduk sana diyor.

Göbek deliğimi soruyorum niye var diye; orada göbek bağı vardı diyor annem, o bağ ile birbirimize bağlıymışız ben doğana kadar, annem ne yerse o bağdan bana da geçiyormuş. Bu öyküyü dinlemek çok hoşuma gidiyor, tekrar tekrar anlattırıyorum anneme.  Annemin babamın sorularımı, sabırla uzun uzun yanıtlamaları çok hoşuma gidiyor, bu yüzden cevabını bildiğim soruları da tekrar tekrar soruyorum bazen.

Benim en iyi arkadaşların annem ve babam, en çok onlarla oynamayı seviyorum. Elimizde kağıttan bir kukla ya da küçüçük plastik bir oyuncak bile olsa yeter onlarla oynarken. Ama yalnızsam, en kıymetli oyuncaklara bile kıymet vermem. 

Annem, babam çok duygusallar. Ben oyun oynarken, bişeyler anlatırken, ortalıkta amaçsızca koştururken ya da yemek yerken, hatta çizgi film izlerken beni izlediklerini biliyorum. Hiçbir anımı kaçırmak istemiyorlar çünkü, güldüğümde, mutlu olduğumda, heyecanlandığımda ya da korktuğumda, her mimiğimi görmek istiyorlar; hafızalarına hiç silinmemek üzere kazımak istiyorlar adeta. Şimdiden büyüyüp de yanlarında uzaklaşacağım zamanların endişesini taşıyorlar, bu yüzden heranımızı değerlendirmek dolu dolu geçirmek istiyorlar.

Annem babam çok duygusallar dedim ya, çok da komikler ayrıca. Geçen akşam müzik gurubu kuralım dedim anneme, çıkardık tüm oyuncak müzik aletlerini hem çaldık hem arkadaşım eşşek'i söyledik bağıra çağıra.  

Kaç yaşındaki halime sesleniyorum, bu yazıyı ne zaman oturur kendi başıma okurum bilmiyorum ama şunu söylemek istiyorum; Ey Nehir! Şu an hayatında pekçok şey eskisine göre değişmiş olabilir ama bir şeyin değişmediğine emin olabilirsin annen ve baban seni çok çok çok seviyorlar ve bu hep böyle olacak..




11 Ağustos 2015 Salı

2015 YAZ TATİLİMİZ

Tatil dediğiniz rüya görmek gibi; geliyor ve geçiyor. Ama bitse de hissettirdiği huzur ve mutluluk bir süre sizinle kalıyor. Herkes için tatilin anlamı başka; kimisi için bolca güneşlenmek, kimisi için çokça kitap okumak, kimisi için spor yapmak, kimisi için yeşille ya da maviyle buluşmak. Benim içinse tatil ailemle doya doya, günün 24 saati birarada olmak. 

Benim yaptığım işte öyle 2 hafta 3 hafta kesintisiz tatil yapabilmem sözkonusu değil, eşimin de keza öyle. Ama bir 9-10 gün doya doya gezdik, eğlendik dinlendik, buna da şükür. Bana 1 ay gibi geldi hatta bu süre.

Tatil için çok önceden İzmir Özdere Paloma Pasha Hotel'e rezervasyon yaptırmıştık. Kim ne derse desin ben herşey dahil otel tatilini seviyorum. Kimileri, biz otelde sıkılıyoruz, sizin 1 hafta için verdiğiniz paralarla 15 gün tatil yapıyoruz, kafamıza estiği yerde yiyor, estiği yere gidiyoruz deseler de siz yemeyin :-) Tamam o tarz tatilin de eğlenceli tarafları vardır muhakkak ama ben çalışan ve çok yorulan, hayatı koşturmakla geçen bir anne olarak, tatilde ayağımı uzatmayı, herşeyin önüme gelmesini, Nehir'e ne yedirsem diye düşünmemeyi, yatak bile toplamamayı istiyorum, çok mu :-) Ayrıca çocuklar için de en rahatı ve en eğlencelisi otel tatili oluyor bana göre. 

Biz tatilimize Ayvalık- Sarımsaklı ile başladık, 2 gece kalıp sonra otele geçtik. Sarımsaklı da gündüz bol bol yüzüp, akşamları çarşıda gezdik, dondurma yiyip, lunaparka gittik. Nehir inanılmaz eğlendi. Otele geçtiğimizde ise, çocuk havuzu, deniz, mini club, akşamları mini disco, mini golf, dondurma, canlı müzik, yeni arkadaşlar derken Nehir biran bile sıkılmadı. İnanılmaz eğlendi. Bu sene havuz, deniz ayırtetmeden, akşama kadar yorulmak bilmeden yüzen Nehir, yemeklerini de çok güzel yedi, herşeyiyle tatilin hakkını verdi diyebilirim. Otelde en çok hoşuma giden detaylardan biri, meyve sebze, tereyağ, reçel gibi pekçok ürünün organik olması idi. Meyve istediğiniz heran ulaşabileceğiniz şekildeydi. Servis ve hizmet çok hızlıydı. Konum olarak çocuk havuzu, büyük havuzlar, plaj ve restoranların birbirine çok yakın olması inanılmaz rahatlıktı. Teras barda akşamları düzenlenen partiler, canlı müzik günleri, çoluk çocuk eğlenmeye çok elverişliydi. Otelde tek eksik akşam animasyon şovları, daha önce kaldığımız otellerde izlediklerimize göre biraz zayıftı. 

Ne diyelim, Allah seneye de nasip etsin.  Şimdi tatil bitti, sırada Nehir'in doğum günü kutlaması hazırlıkları var. Doğum günü partisi yazmızda görüşmek üzere  ;-)




















4 YAŞINDAKİ NEHİR'DEN İNCİLER

Nehir'den inciler:

- Nehir'e birkaç gün önce aldığım Bilim Çocuk dergisini çıkardığımda, "aa anne bunu ne zaman aldın, ben görmemiş miyim" dedi. Birkaç gün önce aldım kızım, misafirlerimiz gelecek diye çıkarmamıştım dedim. Biraz sonra heyecanla babasına anlatıyor " babaa bak, annem Bilim Çocuk dergisi almış, ama çok önce almış, yıllaarrrr yıllaarrrr önce almış"  :-))



- Kendi kendine şarkılar besteliyor bu aralar, ama herşeye bir şarkı uyduruyor. Geçen akşam yatmaya hazırlanıyor, oyuncakları yerde dağınık, yine bir şarkı tutturmuş kendi kendine " hadi bebeek uyuuu, önce oyuncaklarını toplaaa, ama eğer çok yorgunsann, hemen yatağına giiirr, sonra annen toplaaarrrr"  :-))) Mesajı alsam mı :-)


- Bir sabah Nehir öğretmen olmuş, babası ile ben öğrenci, kahvaltıda oyun oynuyoruz. "Kim şarkı söylemek ister çocukklarr, sen mi, evet gel bakalım, hangi şarkıyı söylemek istersinnn.... elleri kolları bağla, çiçek çocuk oll..... şimdi sandalye kapmaca oynuyoruzz.... " ciddi ciddi öğretmenlik yapıyor, ben de okulda neler yapıyorlar fikir sahibi oluyorum oyun sayesinde.. Derken, bir başka oyuna geçiyoruz dedi Nehir, "şimdiii yere boyaları sıkıyoruzz, siz ayaklarınıza plastik geçiriyorsunuzz, düşmeden yürümeye çalışıyosunuz çocuklar, hadi bakalımm"  Ben şokta, siz okulda böyle mi oynuyorsunuz dedim. "yoo, şimdi ben buldum bu oyunu" dedi :-)))))


- Ah Tonton kitabını okuduktan sonra Nehir, "anne bana Vah Tonton kitabını da al". "kızım emin değilim öyle bir kitap olduğundan, bakarım ama olmayabilir". Nehir: "vardır vardır, sen sipariş ver, kargocu getirsin"  :-)



- Çevreci kızım; haftasonu kahvaltıya gittiğimiz mekanda bir kız çocucuğunun su içtiği bardağı yere attığını görünce " annee olamaz, dünyamızı kirletiyorlarr; sonra hiç yüzemeyiiiz, hiçbişey yapamayızzz" 



- Tatilde tanıştığı 3 yaşındaki Zeynep Almanya'da büyüyor, Almanca konuşuyor. Nehir kafasına taktı kaç kez sordu bana, anne neden Zeynep Türkçe konuşmuyor diye. Kızım onlar Türkiye'de yaşamıyorlar Almanya'da yaşıyorlar, o yüzden Almanca konuşuyorlar dedim. "Almanya'da yaşadıkları için Almanca konuşuyorlarsa, o zaman annesi neden Türkçe konuşuyor" dedi .. :-o


-Yine Zeynep'le ilgili bir anı; tatilde Zeynep'le birlikte mini golf oynamaya çalışıyorlar. Sonra Zeynep ağladı, huzursuzlandı, annesi aldı götürecek. Peşlerinden hay Allah filan diyorum ben. Nehir " bırak anne gitsin, zaten çok mızmızlık yapıyordu Zeynep, gel biz rahat rahat oynayalım şimdi" demez mi..


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...