30 Aralık 2015 Çarşamba

Çamaşır Yıkamanın Keyifli Hali

Ev işleri arasında her hanımın farklı favorileri vardır. Mesela kimi ütü yapmayı sever , bazıları ise yemek yapmayı. Sevdiğiniz işlerin size verdiği keyif ise bambaşkadır ve terapik etkileri vardır. Başka dünyalara gider, hayaller kurar, güzel anları hatırlar, planlar yaparsınız.

Size harika bir haberimiz var. Artık bu keyfi size yaşatan favorileriniz arasına çamaşırı da ekleyebilirsiniz :) Çünkü Rinso bunu mümkün kılıyor.

Rengarenk paketleri ile raflarda dururken bile enerjisini yansıtan Rinso, çamaşır yıkamayı kolay ve eğlenceli bir hale getiriyor. Rinso’nun Kır Bahcesi (Yeşil), Çiçek Bahcesi (Pembe) ve Büyülü Bahçe (Mor) şişeli sıvı deterjanları hem beyaz hem de renklileriniz için tortu bırakmayan bir temizlik vaad ediyor.

Rinso’nun gerçek eğlencesi, yıkama sonrası çamaşır makineninizi açtığınız anda başlıyor. Öyle ki kapağı açtığınız anda tertemiz çamaşırlarınıza eşlik eden muhteşem çiçek kokuları tüm banyoya yayıyor. İşte o an, hissettiğiniz duygular tarif edilmez. Sanki bir anda sevdiğiniz bir melodi çalmaya başlıyor ve o koku sizi alıp bambaşka bir yerlere götürüyor.

Bu kokular o kadar kalıcı ki tertemiz çamaşırlarınızı asarken, kuruturken, ütülerken ve tabii ki giyerken makineyi açtığınız o andaki duygular size kendini hatırlatmaya devam ediyor. Rinso kalıcı bahar kokuları ile çamaşır yıkamayı keyfe dönüştürüyor.

Mutluluk ve keyif zaten anlık değil midir? Mühim olan o anlara hayatınızda yer açmak. İşte Rinso bunu mümkün kılıyor.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

29 Aralık 2015 Salı

YENİ YIL...

Bir yılı daha acısıyla tatlısıyla geride bırakıyoruz. Bu yıl çok acı kayıplar yaşadık ardarda. Canım babaannemi ve dedemi rahmetle anıyorum. Onun dışında ülke gündemimiz maalesef pek iç açıcı değildi. Canım annem önemli bir rahatsızlık yaşadı; çok yıprandık üzüldük ama sağlıkla atlattık çok şükür. Ama çocuklar, Allah'ın evlerimize gönderdiği tam zamanlı psikologlar sanki. Evde küçük bir çocuğunuz varsa depresyona girmezsiniz asla; yaşanılan en büyük streslerin ardından bile bir kucaklaşma, size pırıl pırıl bakan gözler tedavi ediyor ruhunuzdaki tüm yaraları.

Her yılbaşı arifesinde çocuklar gibi mutlu olurum ben, umut kaplar içimi. Tertemiz bir sayfa açılır ya önümüzde, iyi hissettirir kendimi. Ama ne yalan söyleyeyim Nehir'den sonra zamanın akış hızını yakalayamıyorum. Bir fotoğraftan diğerine Nehir'i büyümüş gördükçe onu öpmeye sevmeye doyamadan büyüyüverecek diye korkuyorum. 

Nehir'le bu yıla da renkli bir şekilde hazırlanmaya çalıştık. Yeni yıl ağacımızı süsledik. Halamıza, teyzemize, dayılara,, anneanne, babaannemize kart hazırlayıp gönderdik. Gingerbreadman kurabiyelerden hazırladık (ama zencefilsiz ve pekmezsiz- çünkü Nehir pekmez kokusundan nefret etti ve ilk denememiz fiyasko oldu :-) 












Bu yıl yine Nehir'le, eşimle ve ailemle birlikte çok mutlu olmayı diliyorum; sağlıklı ve birarada olmayı; huzurumuzun eksilmemesini...


25 Aralık 2015 Cuma

ÇOCUKLARDA SANAT EĞİTİMİ

ÇOCUKLARDA SANAT EĞİTİMİ
Susan STRIKER
Epsilon Yayınevi




Susan Striker'ın bu kitabını okumak için epey geç kaldığımı üzülerek belirteyim öncelikle. Bana göre hamileyken ya da bebeğimiz doğar doğmaz okumamız gereken kitapların başında geliyor. Ancak kitabı okurken; kulaktan dolma bilgilerimle, sağdan soldan, yabancı bloglardan, internet gruplarından okuyup araştırdıklarımla Nehir'i çok da yanlış yönlendirmediğimi görüp seviniyorum. Ancak kitapta çocuğa vereceğimiz renklerin bile bir sıralaması var ve kesinlikle yapmamamız gerekenlerle ilgili uyarılar var. Bu kadar titiz olamadığım için de üzülüyorum.

Susan Striker'a göre 1-4 yaş arası çocuk karalama dönemindedir ve bu ilk karalamalar hayati önem taşır. Çocuğa karalama çalışmaları yapması için yeterli fırsatı muhakkak sunmalıyız. Bu ilk karalamalar çocuğun okur-yazarlık döneminde sembolleri tanımasının ilk adımını oluşturuyor. Anlamlı çizimler 4 yaş civarı başlıyor. Ancak buna rağmen 5-6 yaş döneminde hala dönem dönem karalamalara dönüş olabiliyor ve bu da gayet normal kabul ediliyor. Çocuğumuzu asla anlamlı çizimler için zorlamamalı, teşvik edeceğiz ya da resim yapmayı öğreteceğiz diye oturup ona resim yapmamalıyız. Çizdiği tesadüfi şekilleri birşeylere benzetmeye çalışıp isimlendirmemeliyiz. Örneğin çocuk ışınlar çizmeyi keşfettiğinde, biz hemen aa ne güzel güneş çizmişsin deyip, coşkulu övgüler yağdırdığımızda, çocuğumuz ebeveyni tarafından sadece bu güneş çiziminin onay bulduğunu, geri kalan karalamalarının hiçbir anlamı olmadığını düşünecek ve bu güneşi her resmine taşıyacaktır.

Çocuğumuz resim yaparken sürekli, ne çizdin, bu nedir diye sormamalıyız. Yaptığı çalışmayı somut cümlelerle övmeliyiz. Sadece, ne harika çizdin, aferin dememiz yeterli olmaz. Örneğin, renkleri kullanma şeklini çok beğendim, üstüste iki çizgi çizmişsin çok hoş olmuş, iki kareyi yanyana çizmen harika... gibi..

Susan Striker "çocuğumun yaptığı bir resmi atmaktansa, bebeklik dönemine ait bir fotoğrafını atmayı tercih ederim" diyor. Çünkü tüm bu çizimler elimizdeki onun gelişimini gösteren en büyük araçlar. Çocuğumuzun resimlerine değer verdiğimizi ona da göstermeliyiz, tüm çizimlerini özenle dosyalamalı; buzdolabının üzerinde değil, çerçeveleyerek evimizin en güzel köşesinde sergilemeliyiz. Astığımız ya da sakladığımız resimler , çocuğumuzun anlamlı çizimleri, insan figürleri çizmeye başladığı resimler olmamalı; bundan önceki döneme rastlayan karalamalarına da aynı özen ve değeri göstermeliyiz.

Mümkünse evimizin, balkonumuzun, garajımızın bir köşesini sanat köşesi olarak düzenlemeliyiz. Çocuğumuzun boyaları, fırçaları, kağıtları, hamurları, üzerinde çalışabileceği masası heran hazır ve ulaşılabilir olmalı.

Evde de okullarda da konulu resim çalışmalarından çocuğumuzu uzak tutmalıyız. Yeni yıl ile ilgili, Cumhuriyet bayramı ile ilgili bir resim yap demek çocuğumuzun yaratıcılığını kısıtlamaktan başka bir işe yaramaz.

Çocuğumuza heran yeni malzemeler sunmamıza gerek yok. Aksine çocuklar alışık olduğu malzeme  ile daha rahat çalışırlar. Bu malzemelerden sıkıldıklarını anladığımız an yenisini sunabiliriz.

Çocuğumuza boyama kitapları, kolay suluboyalar, hazır çizim kalıplarını asla ve asla sunmamalıyız. 

Çocuk 6 ay civarı yiyeceklerle boya yapmaya başlayabilir. Mama sandalyesinin tablasına dökeceğiniz 1 kaşık marmelatı parmakları ile karıştırarak boya ve sanat çalışmalarına ilk adımını atmış olur. 1 yaşına geldiğinde ise boş bir kağıt ve tek renk kalemle (beyaz kağıt-siyah kalem ya da siyah kağıt-beyaz kalem) ilk karalama çalışmalarına başlamalıdır. 

Daha sonra fırça ile çalışmalara geçilebilir. Yine önce tek renk çalışılır. Sonra ana renklerle 2 ya da 3 renk birlikte çalışmaya başlanır. Çocuğun her renk değişiminde fırçayı temizlerken konsantrasyonu dağılmaması için her boya ayrı bir kaba konur ve her boya için boya ile aynı renk sapı olan ayrı bir fırça hazırlanır. 

Ana renklerle yeterince çalışıldıktan sonra ara renklere ve renk karışımlarına geçilebilir. Sprey şişesi ile boyama, pipet ile üfleyerek boyama, baskı çalışmaları gibi çeşitlendirmelerle sanat çalışmalarına devam edilir.

Susan Striker kitabında çok daha detayli olarak tüm bu çalışma örneklerinden ve sanat çalışmalarının sıralamasından bahsediyor. Ben bu kadar özetlemiş olayım ve gerisini okuyup yorumlamayı size bırakayım. Ancak şu kadarını söyleyeyim; ben bu kitabı okuduktan sonra yaptığım bazı hataları farkettim ve Nehir'e yaklaşımım değişti, Nehir'in çizim ve boyamalarında da büyük fark oldu sonuçta. İşte Nehir'in özgürce çalıştığı biranda çizdiği Deve Kuşu. "Deve kuşu çizdim, deve kuşunu rengarenk boyamak istedim anne" dedi, ve de "devekuşu boynunu kıvırmış yatıyor" dedi. Sizce de çok güzel değil mi?






Bu da Nehir için oturma odamızda ayırdığım mini çalışma alanı. 







(Nehir 52 aylık)

21 Aralık 2015 Pazartesi

KÜTÜPHANEMİZ 76-77-78 KUMKURDU- DAHA FAZLA KUMKURDU- DAHA DA FAZLA KUMKURDU

KUMKURDU
DAHA FAZLA KUMKURDU
DAHA DA FAZLA KUMKURDU
Asa LIND
Pegasus Yayınları

İçimden geldi, birşeyler karalamak istedim bloğa. Asa Lind'in Kumkurdu serisi kitaplarını biliyorsunuz değil mi? Hani baskısı tükenmişti ve uzunca zamandır bulunamıyordu. Ben de kitabı epeyce aradıktan sonra Pegasus yayınlarından yeniden basıldığını duyunca hemen ön sipariş verdim ve piyasaya çıkar çıkmaz da aldım. Kitap ilk kez 2002 yılında basılmış, bizim çocukluğumuza rastlamıyor dolayısıyla. Zaten Nehir'le birlikte yeniden çocuk oluyor, yeniden öğreniyor, yeniden büyüyorum adeta. İlk kitaptan başladık okumaya. Gece uykudan önce ilaç niyetine üç hikaye okuyoruz. İkinci kitabı yarıladık bile. Okurken çoğu yerde içim burkuluyor. Ebeveyn olarak kendimi sorguluyorum, Nehir'in yerine koyuyorum kendimi. Hayatımız hep bir acele ve koşturmaca içinde geçiyor. Çocuklar da bu koşturmacadan nasibini almış, rüzgarımıza kapılmış sürüklenip gidiyorlar.

Hikayelerden birinde Zackarina sabah annesinin yanına gidiyor, "saklambaç oynayalım mı" diye soruyor. Annesi işe yetişmek zorundadır. Babasına gidiyor, o da çalışma odasında işlerine gömülmüştür. Neden hep işleri çok önemli, neden hep aceleleri var, diye düşünüyor Zackarina. Bizlerin de öyle değil mi? Haftaiçi sabahları ben Nehir'den önce evden çıkıyorum. Babası hazırlayıp okula gönderiyor, 7 de kalkıp 7,30 da servise biniyor Nehir. O yarım satte uyanıp kendine gelmesi, giyinmesi, el yüz yıkaması, ilaçlarını içmesi, iki lokma birşeyler atıştırması lazım. Eşim çocuğa da üzülüyorum ama elimden birşey gelmiyor diyor, sürekli "hadi Nehir, hadi Nehir" demek benim de hiç hoşuma gitmiyor diyor. Eh akşam uyku saatleri yaklaştığında da aynı koşturmaca. Hadi Nehir dişlerini fırçala, hadi Nehir pijamalarını giy, hadi Nehir kitaplarını seç...... vs vs.. :-(   Keşke istediği saatte yatabilse, keşke istediği saatte uyanabilse.. Gerçi en azından onunla oyun oynayan, her gece ona kitap okuyan, birşeyler anlattığında can kulağı ile dinleyen, sorularını sabırla yanıtlayan anne ve babaya sahip Nehir. Böyle düşünüp teselli ediyorum kendimi. Ancak kızımla zaman zaman hiçbirşey yapmadan boş boş evde zaman geçirmenin keyfini yaşamak isterdim doğrusu. Anne-baba olmak böyle birşey, kendimizde de çevremdeki arkadaşlarımda da gördüğüm, ne yaparsak yapalım hep bir yetersizlik hissi, hep bir vicdan azabı. Ama bu hisler bizlerin daha ilgili ve anlayışlı ebeveyn olma yolumuzda itekleyici güç oluyor sanırım. 

Kitaba dönelim; Zackarina 5 yaşında bir kız çocuğudur, anne ve babası ile birlikte deniz kıyısında bir evde yaşarlar. Her çocuk gibi meraklıdır Zackarina. Çoğu şeyi merak ediyor. Mesela annesinin karnına düşmeden önce nerdedir? Ya da bisikletini dik yamaçtan aşağı hızla sürerse denize yumuşak bir iniş yapabilir mi? Evren sonsuz diye duymuştur babasından, peki sonsuz nedir, herşeyin bir sonu yok mudur? Zaman zaman da huysuzdur Zackarina. Öfkelenenir; anne ve babasını anlayamaz ya da anne ve babası tarafından anlaşılmadığını düşünür. Kumlara tekmeler savurduğu, güzlerinden ateş çıktığı, ayaklarını pat pat yere vurduğu zamanlar vardır.. Ama günün birinde kumkurdu ile tanışır ve tüm bu kafa karışıklığı yaşadığı anlarda, tüm sorularının yanıtlarını Kumkurdu'nda bulur. Kumkurdu onun sorularını direkt olarak yanıtlamamaktadır ama kendisi keşfetmesi için yönlendirmektedir. Anne ve babasının davranışlarını anlamasını sağlamaktadır.  Denemeden bilemeyeceği şeyler için de yüreklendirmektedir Zackarina'yı. 

Kısa kısa öykülerden oluşuyor Kumkurdu. Nehir'le çok hoşumuza giden birtanesini kısaca anlatmak isterim sizlere.  Birgün yemek masasında otururlarken Zackarina'nın bacakları bir türlü yerinde duramamaktadır. Anne ve babası, Zackarina yeter artık masa sallanıyor derler. Zackarina bacaklarını zaptetmeye çalışsa da başarılı olamaz. Dışarı çıkar. Kumkurdu oradadır. Kumkurduna kıpırdamadan durmaya çalıştığını çünkü anne ve babasının sürekli hareket etmesinden rahatsız olduklarını anlatır. Kumkurdu "onlar için söylemesi kolay tabii, büyüdüler ya unuttular" der. "Nasıl yani?" diye sorar Zackarina "Neyi unuttular?"..  "Büyürken eklemlerimizin patlayan mısırlar gibi olduğunu, yerinde duramadığını." Sonra bir şarkıya başlar:  

" Ölü bir balık gibi oturamaz insan... Bedeni büyür ve gelişirken... Koşmalı oynamalı zıplamak, hop hop hop hop hoplamak...."  

Bu şarkıyı söyleyerek hoplayıp zıplarlar birlikte. Zackarina eve döndüğünde anne ve babası kapıya çıkmış onu aramaktadırlar. Zackarina ile elele tutuşurlar, Zackarina bu şarkıyı söyler, kendilerinden geçerek dans ederler hep birlikte..

" Yetişkin bir balık gibi oturamaz insan... Bedeni büyür ve gelişirken... Koşmalı oynamalı zıplamak, hop hop hop hop hoplamak...."  


Hem küçükler hem büyükler için olan kitaplardan. Tüm anne-babalara tavsiyemdir, okumaları ve de çocuklarına okutmaları... Küçük Prens'i seven yetişkinler bu kitapları da sevecekler muhakkak..









14 Aralık 2015 Pazartesi

KÜTÜPHANEMİZ 75- KÜÇÜK KARA BALIK

KÜÇÜK KARA BALIK
Samed BEHRENGİ


Kış ortasında bir gece vakti, denizin en derin yerinde, yaşlı mı yaşlı bir nine, sayıları onikibini bulan çocuklarına ve torunlarına bir hikaye anlatmaktaydı. Küçük Kara Balık'ın hikayesini. Bu öyle bir küçük balıktır ki, cesurdur, meraklıdır, keşfetmekten korkmaz, kendisine verilenle yetinmez, sorgular. İçinde bulundukları küçüçük dereyi dünya zanneden annesinden de, komşuları diğer balıklardan da farklıdır o. Bu küçük derenin bittiği yerde ne olduğunu, dünyayı ne pahasına olursa olsun görmek ister. Yolculuğunda pekçok tehlike ile karşılaşır. Kurbağalarla, pelikanlarla, kendi canlarını kurtarmak için onu feda etmeye hazır arkadaşlarıyla mücadele eder. Ama küçük kara balık o kadar farklıdır ki "önemli olan benim nasıl yaşadığım ya da nasıl öldüğüm değil; yaşamım ya da ölümümün kimi nasıl etkilediği" diye düşünecek kadar farklıdır.

Nehir'in yaş gurubu için uygun olmadığını düşünebilirsiniz kitabın ama 2 ya da 3 gece de bitirdik kitabı. Uyku saatimizi aşmasak bir gecede bitirirdik sanırım. Nehir büyük bir merakla dinledi. Geçen yıl izlediğimiz tiyatrosunu da unutmamış, "birazdan pelikana yakalanacak anne, pelikandan kurtulduğu yere kadar okuyalım" diyerek dinledi. Sonunda biraz telaşlandı "ama küçük kara balığa nolmuşş" dedi. Sonunu biz tamamlayalım dedim. Balıkçıl kuşundan kurtulmuş, diğer balıkları da kurtarmış, balıkçıları ağlarını çekerken izlemeye yetişmiş; diye tamamladık.

Hepimizin bildiği müthiş öykü. Nehir'le birlikte de okuduğumuz için çok mutluyum. 





BİSKÜVİ ADAM'I İZLEDİK..

BİSKÜVİ ADAM
Şehir Tiyatroları
Yöneten: Nihat Alpteki
Süre:50 dk
Yaş Grubu: 5Yaş+


İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından sergilenen Bisküvi Adam oyununu, Üsküdar Müsahipzade Celal Sahnesi'nde izledik. Nehir tiyatroya gitmeyi çok seviyor. Özellikle de şarkılı, müzikli oyunlarda çok eğleniyor. Bisküvi Adam da şipşirin dekorlu, müzikli, danslı; kostümleriyle ve oyunculuklarla çok eğlenceli bir oyundu. Arkadaşlığın önemini vurgulayan güzel bir konusu vardı. Biz çok sevdik. Oyunun yaş grubu  5 yaş ve üzeri olarak belirlenmiş ama daha küçük yaşlar da rahatlıkla izler bence. Süre olarak da konu ve hareketlilik olarak da müsait.

Oyunun tanıtım bülteninden:

Büyük evin saati Guguk Bey'in ansızın kısılan sesi, ev sahipleri tarafından onu çöpe atılma tehlikesi ile karşı karşıya bırakmıştır. Ama mutfaktaki arkadaşları Tuz, Biber, sonradan aralarına katılacak olan Poşet Çay ve en çok da fırından yeni çıkmış Bisküvi Adam'ın yardımıyla bunun üstesinden hep birlikte geleceklerdir. Bisküvi Adam'ın Fare ile mücadelesi de Rutin hayatlarına yeni bir tempo getirir.




10 Aralık 2015 Perşembe

KÜTÜPHANEMİZ 74- GECE MAYMUNU GÜNDÜZ MAYMUNU

GECE MAYMUNU GÜNDÜZ MAYMUNU
Jullia DONALDSON
1001 Çiçek Yayınları

Gece maymunu gündüz uyuyup geceleri gezmektedir. Gündüz maymunu ise tam tersi. Gündüz maymunu bir sabah yeni uykuya yatmış olan gece maymununu aniden uyandırır. Birlikte dolaşmaya başlarlar. Gece maymunu, gündüzü hiç bilmemekte, gördüklerini tanımamaktadır, hatta çoğu şeyden korkmaktadır. Arkadaşı ona güler, ama aynı zamanda da açıklar tek tek herşeyi.

Bir başka günün gecesinde ise gece maymunu, gündüz maymununu uyandırır. Bu kez korkma, komik duruma düşme sırası gündüz maymunundadır. Ama arkadaşlar birbirine yardım etmek için vardır elbet. Gece maymunu gecenin güzelliklerini arkadaşına tanıtır.

Bundan sonra yine herkes kendi uyku saatinde uyuyup, uyanık kalma saatlerinde uyanık kalır. Ancak bazı zamanlar gece maymunu ve gündüz maymunu sabahın erken saatlerinde uyanık kalırlar ve birlikte birşeyler yiyip, etrafı izleyip, sohbet ederler..


İnsan bilmediği, tanımadığı şeyden korkar, bu bir gerçek. Hele ki çocuklar. Ama yanımızda bize destek olan sevdiklerimiz varsa, yeni şeyler öğrenmenin tadını doyasıya çıkarabiliriz..





KÜTÜPHANEMİZ 73- ŞARKICI DENİZ KIZI

ŞARKICI DENİZ KIZI
Jullia DONALDSON
İşbankası Kültür Yayınları

Şarkıcı deniz kızı bir Jullia Donaldson klasiği. Pırtık Tekir tadında, sonunu merak ettiren, heyecanlı bir öykü. Şarkı söylemeyi çok seven deniz kızı Seval, sık sık denizin derinliklerinden sahile çıkar, martılardan midyelere kadar tüm deniz canlılarından oluşan bir kalabalığa keyifle şarkılar söyler. Deniz canlıları da  Seval'i dinlemeye bayılırlar. Ancak günün birinde kasabaya gelen bir sirkin, gözünü para bürümüş sahibi, Seval'in şarkısını duyar. Onu büyük mermer havuzlar, şöhret ve zenginlikle kandırıp götürür. Ancak Seval'i minicik bir akvaryuma hapseder...  Seval çok sevdiği engin denizlere, arkadaşlarına, sahiline, eski özgür ve mutlu günlerine dönebilecek mi? Nasıl?  Cevaplar kitapta elbette.


Biz hem hikayeyi hem de rangerenk resimleri çok sevdik. Kesinlikle tavsiye ederiz.









9 Aralık 2015 Çarşamba

MERAKLI MİNİK ARALIK/2015 SAYISI: İÇİMDE NE VAR? (VÜCUDUMUZ)

Nehir için artık özel olarak etkinlik hazırlamıyorum. Gerek olmuyor, vakit de kalmıyor. Meraklı Minik, Bilim Çocuk dergilerini alıyorum düzenli. Ekstradan Nehir'le çıktığımızda aldığımız dergiler de oluyor. Etkinlik kitaplarımız var henüz bitmemiş; Caillou set mesela. Zekare setimizi yapıyoruz ara ara çıkarıp. İş Bankası yayınlarının çıkartmalı kıyafetlerle kızları giydirme kitapları var. Bu aralar favorimiz oldu, hatta bağımlılık yaptı diyebilirim. Okuldan ayda bir gelen aile katılım etkinliklerimiz oluyor. Bir dergi ya da kitapta görüp yaptığımız deneyler oluyor. Serbest resim yapmayı seviyor Nehir bu aralar. Bir de kağıt kesmeyi. Birşeyler çiziyor, sonra makas isteyip çizdiklerini kesiyor. Kendi etkinliğini kendisi yapıyor yani. Puzzle, lego ve diğer oyun oyuncaklara da zaman ayırıyoruz bolca. Yeni kitaplar alıp okuyoruz. Eh daha ne olsun değil mi? 








Neyse konumuza döneyim. Bu ay Meraklı Minik, Nehir'in çok sevdiği vücüdumuz konusunu işlemiş. Yüz tombalasını ingilizce olarak oynadık. Hayvanların dıştan görünüşleri ve iskeletleri eşleştirme kartlarını yaptık. Vücudumuz maketini hazırladık. Dergi sayfalarını okuduk, inceledik. Vücudumuzdan çıkan sesler şiirini besteledik, çok güldük.





















3 Aralık 2015 Perşembe

CİMNASTİK

Çocuklara yüzme, cimnastik gibi temel kazanım sporlarının 3-4 yaşlarından itibaren verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunları; çocuğu o kurs senin bu kurs benim koşturmak olarak görmüyorum. Hatta birkaç yerde Avrupa'da her mahallede büyük yüzme havuzlarının olduğunu, bunların halka açık ve ücretsiz olup, çoluk çocuk ailecek gidip yüzme öğrenildiğini ve 6 yaşına gelmiş her çocuğun yüzme bildiğini okumuştum. Sevgili Deniz Sudağından da bloğunda Avrupa'da devlet okullarına ait spor salonlarının haftasonları halka açıldığından ve ücretsiz olarak hizmet verdiğinden, ailecek gidip spor yapma imkanı bulduklarından bahsetmiş bloğunda. Bizim için bunlar şu anda biraz ütopik, hatta çoğu devlet okulunda spor salonu bile yok ki halka açılsın da ücretsiz hizmet versin. 

Ancak İstanbul'da yaşayanlar olarak biraz daha şanslıyız. Büyük Şehir Belediyesi spor komplekslerinde cimnastik (eskiden jimnastik yazılıyordu ama şimdi cimnastik olarak türkçeleştiğini görüyorum), yüzme, basketbol, futbol gibi pekçok branşta hem çocuklar hem yetişkinler ücretsiz spor yapma imkanı buluyorlar. Ben Nehir'i cimnastiğe başlattım. Spora en iyi başlangıç olacağını düşündüm. Haftasonu Cumartesi ve Pazar günleri 1er saat gidiyor. İleride bir spor branşında süreklilik sağlayacaksa da bunu zaman gösterecek. Ancak şu an için hem kaba motor becerilerinin gelişmesi, hem de bir spor disiplini alması açısından cimnastiğin en faydalı branş olduğunu düşünüyorum. Dersleri uzaktan izlediğim kadarıyla çocuklara katkısı çok fazla;

- sırasını bekleme,
- başkalarının hakkına saygı duyma,
- birlikte hareket etme,
- koordinasyon,
- öz disiplin

gibi pekçok yararının olduğunu gözlemliyorum.

Nehir de gayet mutlu ve severek katılıyor derslere. Hocasını da sevdi. Dersleri biz Tv ekranından dışarıdan izliyoruz, o yüzden fotoğraf yok elimde. Bu yaz da bir şekilde yüzme dersleri almasını sağlamak istiyorum Nehir'in. Büyükşehir Belediyesi spor komplekslerindeki yüzme derslerine ne yazık ki talep çok ve epey yoğunluk var. Evimize yakın başka bir alternatif bulursak değerlendireceğiz. 


Şimdilik bu kadar.
Sporlu, sağlıklı günler tüm çocuklarımıza.
   


25 Kasım 2015 Çarşamba

ETİLER MÜZİK OKULU (MÜZİSYEN ANNE)

Nam-ı değer müzisyen anne sevgili Ahu hanımın kurucusu olduğu Etiler Müzik Okulu'nda 2,5-4 yaş çocuklar için verilen Kids Music and Rthym derslerini, Ahu ve Özge (Çocuğumla Evdeyim) sayesinde deneme imkanı bulduk. Dersler haftada 1 gün 1 saat şeklinde yapılıyor. Davullarla, marakaslarla, tahta çubuklarla ritm tutup, şarkılara eşlik ediyor, kukla oynatıyor, paraşütle coşuyoruz. Biz iki derse katıldık, 2 derse daha katılıp sonlandıracağız. Nehir o kadar sevdi ki, okul bize bu kadar uzak olmasa kesinlikle devam ettirmeyi düşünürdüm. Hatta çok kısa da olsa izleme imkanı bulduğum 4-5,5 yaş arası çocuklar için verilen Kids Piano Class'a katılmasını Nehir'in çok isterdim. 4 yaştan itibaren piyano eğitimi öneriliyor ve sağ beyin sol beyin kullanımı için en uygun enstürman. Bu yüzden Nehir'in piyano dersi almasını çok isterdim. Yalnız direkt piyanonun başına oturtmak için de oldukça küçük geliyor bana ve sıkılmasını da istemem. O yüzden bu süper eğlenceli piyano dersleri ideal bir başlangıç olurdu bana göre. Bakalım evimize yakın benzer ders veren bir okul bulursam değerlendireceğim.





Dersten bir minik kare.






Eğer siz çocuğunuz için düşünürseniz instagramda @kidsmusicclass ve @muzisyenanne  hesaplarını takibe almanızı öneririm.









SNOOPY ve CHARLIE BROWN PEANUTS FİLMİNİ İZLEDİK

Snoopy ve Charlie Brown filmini 3 boyutlu olarak izledik. Bizim evde bir küçük Snoopy oyuncağı olduğundan Nehir bu karakteri henüz filmi izlemeden  tanıyor ve seviyordu. Sinemalarda filminin gösterileceğini duyduğunda da kendisi istedi gitmeyi. İyi ki gitmişiz. Kavgasız, gürültüsüz, şiddetin ş'sini içermeyen yumuşacık bir öykü. Bir sınıf dolusu çocuk, bir köpek ve bir minik kuşun maceraları. Snoopy sürekli hayallere dalıyor, Charlie Brown' un işleri sürekli ters gittiğinden arkadaşları arasında kendisini ezik ve dışlanmış hissediyor. Ama temiz ve iyi yüreği sayesinde o da bu şanssızlığını yenmeyi başarıyor.

Tüm çocuklara ve büyüklere izlemelerini öneririz..







Filmin tanıtım bülteninden :
Charlie Brown, Snoopy, Lucy, Linus ve sevilen “Peanuts” çetesi, onları hiç görmediğimiz 3 Boyutlu halde beyaz perdeye geliyor. Charlie Brown, en iyi arkadaşı olan Snoopy ile birlikte, baş düşmanı Kırmızı Baron’u alt etmek için epik bir yolculuğa çıkıyor. Charles M. Schulz’un hayal gücü ve BUZ DEVRİ filmlerinin yaratıcılarından, SNOOPY VE CHARLIE BROWN PEANUTS FİLMİ her ezilen kişinin şansının dönebileceğini kanıtlıyor. 

23 Kasım 2015 Pazartesi

BİLİYORUM...

Zaman o kadar hızla akıp gidiyor ki avuçlarımızdan, o kadar çabuk büyüyorlar ki çocuklar; neredeyse üzülüyorum Nehir'in bu kadar hızlı büyümesine.  neden mi? çünkü biliyorum:

biliyorum,  şimdi banyoda şarkılar söyleyerek, ıslak saçlarından öpüp koklayarak , köpük köpük yıkadığım bebeğim, bir zaman gelecek ve "anne kendim hallederim" diyecek.

biliyorum,  bugün ben mutfakta yemek yapmak ya da çamaşır yıkamak ya da ütü yapmak zorundayken  "odama gel anne, oynayalım anne" diye paçalarımdan çekiştirip duran bebeğim, bir zaman gelecek ve odasında yalnız olmak isteyecek.

biliyorum,  gece ben ya da babası yanına uzanıp kitap okumadan uyumayan, uyuyana kadar elimden tutan ve yanında kalmamı isteyen, tam uyuduğunu sanıp yanından kalkacakken " gitme anne korkuyorum" diyen bebeğim, bir zaman gelecek uyku öncesi kitabını kendisi okuyacak, yatağına birlikte sığamayacağımız kadar büyüyecek.

biliyorum, ellerimle ördüğüm saçlarını kendisi tarayacak, kendi istediği model şekillendirecek.

biliyorum, kıkır kıkır gülerek izlediğimiz çocuk tiyatroları, çizgi filmler yerine belki romantik komedileri ya da aksiyon filmlerini tercih edecek, hem de arkadaşlarıyla birlikte izlemek isteyecek..

nerden mi biliyorum peki? daha düne kadar emzik kullandığını hatırlıyorum, altnda kocaman bezle dolaştığı hali gözlerimin önüne geliyor,  yarım yamalak konuştuğu  sesi kulaklarımda çınlıyor, süt kokusunu duyabiliyorum hala.  Gözümü bir açıp kapadım ve o günlerden bugünlere geliverdik sanki..

ama şunları da biliyorum;

bugün mutfakta yanıma gelip o minicik elleriyle kurabiye yapan bebeğim, bir zaman gelecek, elinde yeni bir tarifle mutfağa girecek, "anne, baba sizin için kurabiye pişirdim" diyecek.

bugün arabanın arka koltuğunda çoğu zaman uyuyakalan ve beni otopark köşelerinde uyanana kadar bekleten bebeğim, birgün gelecek " direksiyon sınavını geçtim hadi birlikte kutlayalım anne, baba" diyecek.

haftalarca uğraşıp, düşünüp taşınıp, doğumgünü partileri hazırladım bebeğim, belki günün birinde babası ve benim evlilik yıldönümümüz için süpriz bir kutlama hazırlayacak.

biliyorum..   o günlerin de farklı güzellikleri olacak..

daha doğrusu umuyorum...

19 Kasım 2015 Perşembe

KASIM AYI DERGİLERİ ...

Çocuklara çok kitap almak, bol bol kitap okumak çok güzel evet. Ama süreli yayınları da ihmal etmemek lazım diye düşünüyorum. Kendi yaş gruplarına hitap eden, içerisinde eğlenceli etkinlikler barındıran dergileri aydan aya alıp okumak incelemek ayrı bir zevk oluyor çocuklar için ve ufukları genişliyor.  Bu yaşımdan sonra ben bile ne çok şey öğrendim Meraklı Minik'ten.


Meraklı Minik

Meraklı Minik kasım sayısı konusu Ağaçkakanlar. Hareketli ağaçkakan oyuncağı ve meşepalamudu saklama oyunu ile eğlenceli bir sayı olmuş.












Düşyeri Peppee Dergisi 

Peppee dergisini son zamanlarda beğeniyorum. İçerisinde çok eğlenceli etkinlikler oluyor. Nehir'in de çok hoşuna gidiyor. Yalnız dergiyi hazırlayanlara nacizane tavsiyem, eğer görür okurlarsa; kesilen yapıştırılan etkinlik sayfalarını dergiden ayrı olarak ve daha kalın kağıt olarak vermeleri. Boyadığı bir sayfayı kağıdın diğer yüzündeki etkinlik için kesmek pek cazip gelmiyor Nehir'e. Bundan da öte kitap ve dergilerini gözü gibi saklayan Nehir'in dergisini keserken biraz içi acımıyor değil. 


Dergiden kitap ayraçları kesti Nehir.





Kendi kitabını hazırladı. Çizimler ve hikaye ve kapak tasarımı kendisine ait. Hatta kitabın adını da o koydu; Masallar, Hikayeler..








TRT Çocuk Dergisi

Daha çok çizgi roman içerikli bir dergi. Nehir'in yaş gurubuna fazla hitap etmiyor aslında. Ama sevdiğimiz birkaç köşe var içerisinde, o kısımları okuyoruz. Bir de ekleri daha bize göre oluyor, eğer benim aldığım sayılarda tesadüf denk gelmedi ise. Daha önce birkez okul öncesi eki vardı, çok beğenmiştik. Bu sayıda da TRT Çocuk çizgi film kahramanları boyama kitabı vardı. Nehir çok sevdi.








Bilim Çocuk


Malesef bizim bayiye gelmiyor, abone de olmadığımdan her sayısını alamıyorum. Ama buldukça alacağım artık çünkü Nehir Meraklı Minik'ten daha çok ilgilenmeye başladı Bilim Çocuk ile.  Ekim sayısını da almıştım ama o arşivde bekliyor, yapmaya fırsat bulamadığımızdan.

Bu sayıda peri bacaları, keseli hayvanlar, doğal taş yapılar, uzay ve daha pekçok konuda bilgi var. 





Yaprak çantasını ilk akşam yaptık Nehir'le. Fırsat olur doğaya çıkarsak topladığımız doğal malzemeleri koyacağız içine..





Pisa kulesi kumbarası ve ağaçları tanıma kartları derginin diğer ekleri.






(Nehir 4 yaşında)

YORGUN...


Nehir'le babasının sabah muhabbetleri  (eşimden bana aktarılan)

--  baba bugün kaçıncı gün?
--  ne kaçıncı gün kızım?
      Nehir' in sağ eli havaya kalkar , parmaklariyla saymaya başlar .. 1 gittim , 2 gittim bugün 3. gün babaaa 
--  evet kızım bugün okulun 3. Günü
- - evet baba sonra 1 gitcem 1 daha gidecem tatiill .. tatil olunca istediğim kadar uyuyabilirim dimi baba :-((  :-))


Velhasıl kelam, çalıışan anneler yorgun evet, ama çalışan annelerin çocukları da yorgun :-((((












17 Kasım 2015 Salı

KÜTÜPHANEMİZ 72- BİR KABUĞU PAYLAŞMAK

BİR KABUĞU PAYLAŞMAK
Jullia DONALDSON
İşbankası Kültür Yayınları

Çok sevdiğimiz yazar Jullia Donaldson'un birkaç kitabını daha edindik. İçlerinden çok sevdiğimiz, Bir Kabuğu Paylaşmak kitabını önce yazmak istedim.

Bu kitapta deniz kenarında küçük bir su birikintisinde yaşayan yengeç kendisine bir ev aramaktadır ve çevresindekilere gidip kabuklarını paylaşmak ister. Ancak kimsenin kabuğunu paylaşmaya niyeti yoktur. Derken yengeç kendisine boş bir kabuk bulup yerleşir,; bu kez de onunla kabuğunu paylaşmak isteyenler çıkar; bir deniz gülü ve bir tüplü kurt. Deniz gülü tehlikeli canlıları kaçırmakta, tüplü kurt kabuğu hergün temizlemektedir. Böylece birbirlerinin eksik yönlerini tamamlayarak evlerini paylaşıp, birlikte mutlu bir şekilde yaşamaktadırlar ki, günün birinde iyice büyüdüklerinden artık kabuğa sığmadıklarını farkederler. Deniz gülü ve yengeç birbirlerine kızıp, küsüp yollarını ayırır, gururlarından yeniden biraraya gelemezler. Tüplü kurt onları tekrar biraraya getirmeyi başarır.


Arkadaşlık ve paylaşmak üzerine çok güzel bir kitap. Nehir en çok da kitaptaki sulu boya resimleri sevdi. Hatta genelde soyut çalışan ve  nesne çizmeyi sevmeyen Nehir bu kitaptan esinlenerek birkaç resim çizdi. Anne bak kabuğu paylaşmak kitabındaki teknenin aynısını çizdim diyerek getirip bana gösterdi. Keşke fotoğraflasaydım ama silinebilir kelemle yazı tahtasına yapmıştı resmi :-(  Çok hoşuma gitti bu girişimi..






16 Kasım 2015 Pazartesi

NEHİR'İ SEVİYORUM...

Nehir'i seviyorum.
Çok seviyorum ben bu kızı..
Saçlarının dümdüz uzayıp uçlarının lüle lüle oluşunu seviyorum,
Bebeklik alışkanlığıyla hala uykuya dalana kadar elimi tutmasını seviyorum,
Şakalar yapıp kıkırdadığı, şımardığı anları seviyorum,
Tuvalete dahi kitaplarıyla girip, o elindeki kitaplar bitene kadar oradan çıkmayışını seviyorum,
Mutlu olduğu günler, akşama kadar kaç kez anne seni seviyorum demesini seviyorum,
İyi birşey yaptığında, acaba gördük mü diye göz ucuyla babasıyla bana bakışını seviyorum,
Etek giydiğinde kendi etrafında fırıl fırıl dönüşünü seviyorum,
Yeni öğrendiği bir kelimeyi, her cümlenin içine sıkıştırmaya çalışmasını seviyorum,
Altı bezli ya da yarım yamalak konuşan kendisinden küçük çocuklara bebek deyişini, kendisini abla olarak görmesini seviyorum,
Mutfağa girip Nehir'le birlikte kek, pasta yapmayı seviyorum,
Nehir'le birlikte gezmeyi seviyorum.- neresi olursa..
Bazı geceler tuvalet için uyandığında, yarı uykuda onu kucaklayıp götürdüğüm anları seviyorum,
Saçlarını örmeyi, banyo yaptırırkenki o yumuş yumuş halini seviyorum,
Bana birşeyler sormasını seviyorum, onu uzun uzun yanıtlamayı seviyorum (bazen abarttığımı farketsem de ),

Birlikte müzik açıp deli deli  dansetmeyi, her söze anlamlı- anlamsız bir şarkı uydurmayı, koltuğa sarmaş dolap uzanıp birlikte çizgi film izlemeyi, kısacası Nehir'le birlikte yeniden çocuk olmayı seviyorum...

6 Kasım 2015 Cuma

ZEKARE SMART GÖRSEL DİKKAT SETLERİ

Herkese merhaba. Zekare Smart Görsel Dikkat Setleri'ni duymayanınız kalmamıştır sanırım. 2-5, 4-6, 6-9 ve 9-12 yaş grupları için hazırlanmış olan setlerin tamamı düşünme, algılama ve konsantrasyon becerilerinin gelişmesine yönelik. Setler klasik kağıt kalem ile çalışılan eğitim kitaplarından çok farklı. Setler benzerlik ve farklılıkları ayırt etme, sıralama, gruplama, ilişkilendirme, parça-bütün, şekil-zemin ilişkisi, matematiksel beceriler, konsantrasyon gibi temel kazanımları sağlıyor. Çocuğa kendi kendisini kontrol etme imklanı sunduğundan, hem bağımsız çalışma imkanı yaratmış hem de özgüven ve sorumluluk kazandırmış oluyor. Kreşe gitsin gitmesin, okul öncesi ve okul çağı çocukları için kesinlikle önerebileceğim bir set. Okullarda bu tarz dikkat geliştirici etkinlikler fazla sunulmuyor çünkü. Özellikle evde geçirilen şu kış günlerinde size çocuğunuzla kaliteli zaman da sağlayacaktır.

Üstelik yazılıp çizilmediğinden, tekrar tekrar açılıp çalışılabilir, büyük kardeşten küçüğüne miras kalabilir nitelikte. 

Ben zaman zaman setlerin içeriklerini ve Nehir'le yaptığımız çalışmaları da buradan paylaşıyor olacağım.

Sevgiler herkese..

edit: sifre

5 Kasım 2015 Perşembe

TÜRKAN SAYLAN KÜLTÜR MERKEZİ GEZİMİZ

Türkan Saylan Kültür Merkezi, çocuklarınızı birkez olsun götürmeniz gereken bir yer bence. Biz geçen yıllarda birkaç kez gitmiştik, bu yıl da ücretsiz sergilenen bir tiyatro oyunu için yine gittik. Oyunun ismi Tutumlu ile Tutumsuz. Oyun dekor, kostüm ve oyunculuk olarak bana göre yetersizdi ve konunun işlenişinde hatalı gördüğüm birkaç şey vardı ama tüm bunlara rağmen Nehir'in kelime dağarcığına iki yeni sözcük eklemesi bakımından güzeldi. Çeşmeden suyu fazla akıtmamanın, ışıkları boşa açık bırakmamanın, yemeğimizi çöpe atmamanın, paramızı gereksiz şeylere harcamayıp biriktirmenin tutumlu olmak olduğunu öğrendi Nehir. Halihazırda yaptığımız şeylerdi ve Nehir israf etmemek olarak biliyordu bunları, oyunu izleyince, anne ben tutumluyum o zaman dedi :-) Bir de oyun 29 Ekim Cumhuriyet bayramı ertesine geldiğinden, oyun öncesinde 10.Yıl Marşı'nın, İzmir Marşı'nın slayt gösterileri oldu, tüylerim diken diken oldu ağladım; Nehir de var gücüyle alkışladı.


Oyun saatinden erken gitmiştik kültür merkezine. Oyun saatini beklerken önce tiyatro kahramanları balmumu heykel sergisini gezdik. Rıfat Ilgaz'dan Hababam Sınıfı, Cervantes'den Don Kişot, Exupery'den Küçük Prens gibi önemli eserler vardı. Burada da Küçük Prens'i bulduğuna çok mutlu oldu Nehir.


Daha sonra Yalvaç Ural oyuncak sergisini gezdik. Eski çocuk dergilerini, Sünger Bob'un, Snoopy'nin çok eski modellerini görmek çok hoşuna gitti Nehir'in. Eskiden bebekler böyle miymiş anne, bisikletler böyle miymiş diye sorup durdu.


Hareketli dinozorların sergilendigi Dinozor müzesi'ne geçen yıl da gitmiştik, bu yıl da ziyaret ettik. Özellikle dinozor meraklısı çocuklar muhakkak götürülmeli bence. 


Kültür Merkezi içinde bir de şişme oyuncakların yeraldığı oyun alanı var. Ancak tam hastalık mevsimi olduğundan Nehir'i bu kez oyun alanına sokmadım. Zaten biraz öksürüyor çünkü bu aralar, hepten terleyip hasta olmasını istemedim. Bir de büyük çocuklar biraz tehlikeli olabiliyorlar bu oyun alanlarında. 


Kış aylarında bir haftasonunu dolu dolu değerlendirmek için harika bir seçim Türkan Saylan Kültür Merkezi.











4 Kasım 2015 Çarşamba

Dünyanın ilk evcil dinozoru Zoomer Dino…

Tarih öncesi ile teknolojiyi birleştiren Zoomer Dino, çocukların büyük ilgisini çekecek bir oyuncak!

Üzerindeki sensörler sayesinde elle kontrol edilebilen Zoomer Dino ile kontrol kumandasını kullanarak da oynayabiliyorsunuz. Kumandanın üzerindeki düğmelere basınca onu yürütebiliyor, kızdırabiliyor, başını ya da kuyruğunu oynatabiliyor, hatta çenesini tıpkı gerçek bir dinozor gibi açıp kapamasını sağlayabiliyorsunuz. Elinizi bu evcil dinozorun üzerindeki sensörlere doğru tuttuğunuzda ise kuyruk oynatmak, oturmak, dinozor sesleri çıkarmak gibi marifetlerini sergiliyor.

Zoomer Dino’nun LED gözlerinin aldığı renge göre onun içinde bulunduğu ruh hali ve modu anlayabiliyorsunuz. Mesela gözleri mutlu olduğunda yeşil yanıyor, sinirlendiğinde kırmızı, meraklı olduğunda mavi… Kızgınlık demişken, kendi halinde uslu uslu duran Dino’yu cesaret edip de kızdırmak isterseniz kuyruğunu çekmeniz ya da kafasını hafifçe sallamanız yeterli. Ama sonra vereceği tepkiye hazır olun, gerçekten çok sinirlenebiliyor! 

Bu ilginç dinozorun en ilgi çekici özelliklerinden biri de özel teknolojisi sayesinde düşse de kendi kendine doğrulup tekrar dengesini kurabilmesi ve yeniden iki ayağının üzerinde durabilmesi. Bu konuda gerçekten çok yetenekli!

Onunla oynamak hem çok eğlenceli hem de çok heyecanlı! Eğer onu daha yakından tanımak isterseniz www.zoomerdino.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

27 Ekim 2015 Salı

ANNE KAFASI...

Anne kafası nasıldır bilirsiniz; önceleri annenizden, sonra da kendinizden. Anne kafası hep biraz dalgındır, zaman zaman mutfakta kendi kendine konusur, elinden düşürdüğü, çarptığı eşyalara öfkelelenir, komik olmaya çalışmadan doğal olarak komiktir, neyi nereye koyduğunu unutur filan..  Ben de dün akşam evde hiç yoğurt yokken süt kaynatmışım yoğurt yapacağım diye. Süt kaynadı, açtım dolabı bir damla yoğurt yok. Eşimle saate baktık, 10'u geçiyor, marketler kapalı. Neyse ki limon varmış dolapta, sütü kestirip peynir yaptım hemen. Nehir'in makarnasına da biraz katıverdim, iyi oldu bir bakıma. Bu akşam afiyetle yesin. 

Ne diyordum, heh anne kafası. Yorgun, bitkin anne kafası hatta. Nasıl olmasın ki. Dün akşam 2,5 saat trafikte kaldıktan sonra eve ulaştım. Acele bir yemek faslından sonra Nehir'le oynadık biraz. Tam yatma vakti geldi, her akşam yaptığımız gibi ertesi gün giyeceği kıyafetleri hazırlıyoruz bir kriz yaşadık. Neymiş okulda bir kızda da onun kardan adamlı tshirtunün aynısından varmış, görünce aklına gelmiş, yarın okulda onu giyecekmiş. Aradım taradım tshirt kirlide. Kızım bak şuna ne dersin olmaz, bunu giy yok, onu giy yok. Uzun zamandır olmuyordu bu tutturmalar bu neyin nesi. Tam da dün öğlen 4 yaş sendromu var mı yok mu diye bir yazı okumuştum, Allah Allah noluyor dedim kendi kendime. Zorla evrene mesaj gönderip mi çağırdım sendromu. Neyse öyle böyle atlattık, uyuttuk kuzuyu. Bu yorgunluğun üzerine mutfağa girince olanlar oldu tabii...   Biz anneler kronik yorgunuz ya, harbi yorgunuz. Yazık bize be ...!!






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...