9 Mayıs 2013 Perşembe

ANNE OLMAK ÇOK KOLAYLAŞTI (MI?)


Büyüklerimizden, tecrübeli(!) annelerden hep duyarız; "aman canım şimdi anne olmak rahat, hazır bezler var, çamaşır makineleri var...." Eğer anne olmak bez yıkamaktan ibaret olsaydı, doğru derdim, gerçekten de anne olmak çok kolaylaştı. Ama malesef değil.  Bazen düşünüyorum haklılar mı acaba, biz yeni anneler çok mu yetersiziz, eskiler bir evde 3-4 çocuk birden büyütmüşler, nasıl büyütmüşler diye.

Ama sonra bana da eskinin anneliği daha kolay geliyor, kızmasınlar bana ama... Neden mi? Eskiden çok küçük yaşta evlenilir, kayınvalide kayınpeder yanında oturulur ve ilk bebekler o kalabalık evlerde dünyaya gelirmiş. Yeni anne çok genç ve tecrübesiz olunca genelde ev işleri ona bırakılır, bebek elden ele büyükler tarafından büyütülürmüş. İkinci, üçüncü çocuklar olurken de abla ya da abiler büyümüş olur, büyük çocuklar küçükleri oyalarlarmış. Böyle olmasa, anne tek başına bile olsa, annenin çocuğumla kaliteli zaman geçireyim, bu ay şu oyunları oynayayım, şu kitapları okuyayım, yaşına uygun şu oyuncakları alayım, sosyalleşsin oyun grubuna götüreyim gibi dertleri yokmuş. Zaten çocuk yürümeye başladığı andan itibaren katılır büyük çocukların peşine, sokakta birlikte oynar büyürlermiş.

Günlük evde ne yemek pişerse her yaş grubu çocuk anne babayla birlikte, küçüklere suyundan büyüklere tanesinden verilmek suretiyle yerlermiş. Hergün sebze, kırmızı et, karbonhidrat, meyve, protein miktarlarına uyma sıkıntısı yokmuş. Bebeğin mobilyasından, duvarlara sürülen boyaya kadar , yorganına yastığına kadar anti-alerjik kullanmaya, giysilerini %100 pamuklu kumaştan seçmeye dikkat edilmezmiş; çağın hastalığı astım ya da alerji de yokmuş o zamanlar sanırım. Suyu kaynatıp içirmeye, biberon, emzik suluk herşeyi steril etmeye gerek yokmuş. Dışarı ya da misafirliğe giderken, orada geçirilecek zamana göre bebeğin 2 ya da 3 öğün yemeğini yanında taşımaya ne gerek var; gidilen ev sahibine -çorban var mı- diye sorulur, varsa içirilir, yoksa da Allah ne verdiyse yedirilirmiş.

Şimdi 1,5 yaşında bebeği gören altı bezli mi hala diye soruyor; çünkü onlar 1 yaşında çocuklarını çişe alıştırmışlarmış; nasıl; o zaman çocuğun kas gelişimi tamamlandı mı, tuvalet eğitimine hazır mı, çocuk hazır olduğuna dair sinyalleri veriyor mu diye dertler yokmuş ki, 1-1,5 yaşına gelen çocuk döve döve de olsa, aylar da sürse, zaman zaman poposunu çakmakla yakmak da gerekse sonunda  öğrenirmiş çişini tutmayı. Çocuğun psikolojisi değil, annenin sonunda hedefine ulaşmış olması önemliymiş.

Eskiden 7 yaşa kadar kafalar rahatmış, kreşe versem mi, ana sınıfına kadar beklesem mi, montessori methodunu izlesem mi, hangi okula göndersem soruları sorulmazmış. Okul çağı gelince 2 fotoğraf çektirilir, götürülür mahalledeki ilköğretim okuluna yazdırılırmış çocuk.

Eski anneler doğum yapıp aynı gün ayağa kalkmışlar, sütleri dolup taşmış, bebekleri cokur cokur emmiş, 3 yaşına kadar hiç hastalık görmemişler, okula başlayana kadar antibiyotik kullanmamışlar. Hiç terletmemişler, hiç üşütmemişler. Bebekleri  1 yaşında tüm dişlerini tamamlamış, konuşmuş, yürümüş, çişini söylemiş.

Çocuk terbiyesi, -kötü söz konuşursan ağzına biber sürerim- den ibaretmiş. Çikolata, şeker, cips serbestmiş; çocuk dilediği ölçüde yiyebilirmiş. Evlerde dekorasyonlar sade; 2 çek-yat 1 divan olduğundan çocuk için birsürü güvenlik önlemine de lüzum yokmuş, soba derseniz onu da bir kez yanan çocuk tecrübe ile yaklaşmaması gerektiğini öğrenirmiş. Bakınız; sobalı evde büyümüş her yetişkinin biryerinde bir yanık izi vardır.

Çocuğa boy, kilo, gelişim takibi yapılmazmış. Zayıfsa -dayısı da zayıftı ona çekmiş-, kısaysa -e annesi çok mu uzun canım- denilip geçilirmiş.

Çoğunlukla anneler çalışmaz; sabahlara kadar uykusuz kalıp, sabah yine de erkenden kalkıp işe gitme, bir de işte performans gösterme, konsantre olma zorunluluğu olmazmış. Çay üstüne çay, kahve üstüne kahve eklenmezmiş işyerinde ayılmak için.

Herşey doğalmış, su akar yolunu bulurmuş, çocuk sokağı da, kumla-çamurla oynamayı da, arkadaşlarıyla sosyalleşmeyi de, kavga ederse barışmayı da, kendi kendine öğrenirmiş. Utangaçsa utangaç, içine kapanıksa içine kapanık kalır; birsürü kitap hatmedilmezmiş ne yapsak diye. Kumla oynasın diye evde moonsand hazırlanmaz; birsürü duyusal aktivite yapılmazmış.

Şimdi ben karar veremedim, o zaman mı annelik kolaymış yoksa şimdi mi. Belki de bir kuşak daha atladığında ve bizler yaşlandığımızda biz de taze annelerin karşısına geçip -ben şu kadar çocuk büyüttüm, sen anlamazsın, öyle değil böyle yapmalısın- şeklinde ahkam keseceğiz, bilmiyorum. Ama bildiğim birşey var ki o da anneliğin hele ki bu devirde hiç kolay olmadığı..

Bu arada tüm bu yazdıklarımdan kendi anneciğimi tenzih ediyorum. Çünkü o kocası yıllarca yurtdışında çalışırken 3 çocuğuna hem anne hem baba olmuş, çocuklarını temizlikle, titizlikle yetiştirmiş, okullarına toplantılarına koşturmuş, kıyafetlerini bile elinde dikerek giydirmiş, çocukları üşümesin diye sabahları sobanın yanına sıcak su sabun getirerek ellerini yüzlerini yıkamış, çocuklarını türlü çocuk şarkılarıyla, masallarla, sevgiyle, ilgiyle büyütmüş bir annedir.

Bu yazı da benim nacizane tüm taze annelere anneler günü hediyem olsun. Sürç-i lisan ettiysem affolsun...


Yorum Gönder
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...