28 Mayıs 2013 Salı

BU NE YAMAN ÇELİŞKİ...

Yaşantınızda "bu ne yaman çelişki" dedirtecek sayısız tezatlıkla karşılaşırsınız, özellikle anneyseniz bunların sayısı artar durur. İster istemez sorarsınız kendinize;

- Uykusu gelmiş ve huzursuzluğu tavan yapmış bebeğinizi, uyutmaya götürdüğünüzde neden uyumak istemez, uykuya direnir de durur.

- Bebek bakımıyla ilgili çevrenizdeki herkes herşeyi bilir  de, gerçekten yardıma ihtiyacınız olduğunda neden kimse ortalarda görünmez. 3-4 çocuk büyüttüm diye caka satanlar, bebek minicik salya akıttığında neden bebeği bıraktıkları gibi kaçarlar.

- Eski yaşantınızı özlersiniz; sabah istediğiniz saatte uyanmayı, dvd keyfi yapmayı, kitap okumayı, gittiğiniz yerde rahat etmeyi, uzak-yakın demeden arabanıza atlayıp istediğiniz yere gidebilmeyi, haftasonu kahvaltı planları yaparken bebeğinizin biraz burnu akıyor diye planı ertelemeniz gerekmediği günleri; eşinizle akşam yemeği masasında uzun uzun sohbetler ettiğiniz o günleri özlersiniz de; neden aynı zamanda keşke daha erken anne olsaymışım diye düşünürsünüz, neden 1-2 saatliğine yavrunuz yanınızda olmadığında kolu kanadı kırık gibi olursunuz.

- Evde yapacak bir dünya işiniz varken minik yavrunuz ilgi beklemekte, anne anne diye peşinizde dolanmaktadır; oysa ki bulaşıklar makinaya dizilecek, tırnaklar törpülenecek, bebeğin çorbası ocağa konacak, ütü yapılacak, dolaplar düzenlenecek, alışverişe gidilecektir. Hal böyleyken bebeğinizi öğle uykusuna yatırdığınızda, neden yapacak birşey bulamazsınız, koskocaman bir boşluk hissedersiniz.

- Çalışmak istersiniz, kariyerinize devam etmek. Ama neden her sabah evden çıkarken aynı dayanılmaz vicdan azabını duyarsınız, tüm gününüz yavrunuzu özlemekle geçer...

- Akşam işten yorgun gelip bebeğinizin enerjisine yetişemediğiniz zamanlar olur, bu çocuk neden bu kadar hareketli diye düşünürsünüz, benim de dinlenmeye ihtiyacım var dersiniz de; neden ertesi gün bu düşüncenizden dolayı kendinizden utanır, dün akşam yavrumla oynamadım diye hayıflanır, pişmanlık duyarsınız.

- Tasarruf yapmak istersiniz, kendi ihtiyaçlarınızdan kısarsınız da neden güzel bir bebek kıyafeti, bir oyuncak, çocuk kitabı gördüğünüzde tüm tasarruf tedbirlerini unutursunuz.

- Bebeğiniz büyüsün istersiniz; yemesi, uykusu düzene girsin, kendi kendine yiyebilsin, giyinip soyunabilsin, parkta kendi kendine oynayabilsin.  Ama bir yandan da büyüdükçe sizden uzaklaşacağını, kucağınızda süt içen, kollarınıza dolanan o minik yavru olmaktan çıkacağını düşündükçe de zaman yavaş aksın, bugünler elinizden uçup gitmesin istersiniz, neden?


Ne yaman çelişkidir bu böyle, annelik hep böyle midir, böyle mi devam edecektir?  Bize düşen yaşayıp görmek sanırım.




27 Mayıs 2013 Pazartesi

MAŞUKİYE CANSU TESİSLERİ

Yazın gelmesiyle birlikte Nehir'i her haftasonu sevebileceği, temiz hava alabileceği, koşup oynayabileceği yerlere götürmeye gayret ediyoruz. Yaz ayları aktivitelerimiz daha çok açık hava eğlenceleri şeklinde geçiyor.

Bu pazar kahvaltı için Maşukiye Cansu Alabalık Tesisleri'ne gittik. Büyük yemyeşil çimlerle kaplı, ağaçların gölgesinde bir bahçe içinde restoran. Çocukların özgürce koşturup oynayabileceği bir yer. Çocuğunuz ister bisikletine binsin; ister top oynasın, isterse yere 1-2 minder atın oturup oyuncaklarıyla oynasın; siz de rahatça köy kahvaltınızı yiyip çayınızı için bu arada. Tabi Nehir henüz küçük olduğu için o kadar da özgür bırakamıyoruz biz, kahvaltı boyunca defalarca yerimizden kalkıp oturuyoruz ama önemli olan Nehir'in eğlenmesi ve güzel vakit geçirmesi.

Tesis içinde küçük bir park da mevcut. Ayrıca atlar var; ve çocuklar belli bir ücret karşılığı at binebiliyorlar. Biz atları izledik sadece. Öğlen çorba da çıkıyor minnoşlar için.. İster çocuklu ister çocuksuz aile olun rahatça tüm gününüzü geçirebileceğiniz bir yer. Yalnız biz eşim de ben de öyle tüm gün aynı yerde kalmayı sevmediğimizden sabah kahvaltısına gidip, öğleden sonra döndük. Nehir çok çok eğlendi.













21 Mayıs 2013 Salı

TCHIBO AHŞAP BOYAMA TAHTASI

Tchibo'dan ne zamandır takip ettiğim ahşap mıknatıslı resim tahtasını sonunda aldım. Tahtanın bir yüzü mıknatıslı ve beyaz tahta kalemleriyle yazılabiliyor. Diğer yüzü tebeşirli kara tahta. Üzerinde rulo kağıt asmak için aparatı ve altında çeşitli malzemelerin konulabileceği sepetleri var.

İşte Nehir'İn sanat aşkı;




(Nehir 21,5 aylık)

BASİT RENK EŞLEŞTİRME

Nehir'in boyalarının kapaklarını doğru olarak takabildiğini görünce, bütün boyalarının kapaklarını çıkarıp döktüm önüne. Tüm kapakları doğru kaleme taktı, birkaç kez daha denettim, herseferinde doğru yaptı; böylece ilk renk eşleştirme çalışmamızı basitçe de olsa yapmış olduk. Bu arada üstümüz başımız biraz boya oldu ama olsun :-)








Burda da iki kalem arkadaş olmuşar ve sarılıyorlarmış; Nehir öyle söyledi. :-)



(Nehir 21,5 aylık)

9 Mayıs 2013 Perşembe

ANNE OLMAK ÇOK KOLAYLAŞTI (MI?)


Büyüklerimizden, tecrübeli(!) annelerden hep duyarız; "aman canım şimdi anne olmak rahat, hazır bezler var, çamaşır makineleri var...." Eğer anne olmak bez yıkamaktan ibaret olsaydı, doğru derdim, gerçekten de anne olmak çok kolaylaştı. Ama malesef değil.  Bazen düşünüyorum haklılar mı acaba, biz yeni anneler çok mu yetersiziz, eskiler bir evde 3-4 çocuk birden büyütmüşler, nasıl büyütmüşler diye.

Ama sonra bana da eskinin anneliği daha kolay geliyor, kızmasınlar bana ama... Neden mi? Eskiden çok küçük yaşta evlenilir, kayınvalide kayınpeder yanında oturulur ve ilk bebekler o kalabalık evlerde dünyaya gelirmiş. Yeni anne çok genç ve tecrübesiz olunca genelde ev işleri ona bırakılır, bebek elden ele büyükler tarafından büyütülürmüş. İkinci, üçüncü çocuklar olurken de abla ya da abiler büyümüş olur, büyük çocuklar küçükleri oyalarlarmış. Böyle olmasa, anne tek başına bile olsa, annenin çocuğumla kaliteli zaman geçireyim, bu ay şu oyunları oynayayım, şu kitapları okuyayım, yaşına uygun şu oyuncakları alayım, sosyalleşsin oyun grubuna götüreyim gibi dertleri yokmuş. Zaten çocuk yürümeye başladığı andan itibaren katılır büyük çocukların peşine, sokakta birlikte oynar büyürlermiş.

Günlük evde ne yemek pişerse her yaş grubu çocuk anne babayla birlikte, küçüklere suyundan büyüklere tanesinden verilmek suretiyle yerlermiş. Hergün sebze, kırmızı et, karbonhidrat, meyve, protein miktarlarına uyma sıkıntısı yokmuş. Bebeğin mobilyasından, duvarlara sürülen boyaya kadar , yorganına yastığına kadar anti-alerjik kullanmaya, giysilerini %100 pamuklu kumaştan seçmeye dikkat edilmezmiş; çağın hastalığı astım ya da alerji de yokmuş o zamanlar sanırım. Suyu kaynatıp içirmeye, biberon, emzik suluk herşeyi steril etmeye gerek yokmuş. Dışarı ya da misafirliğe giderken, orada geçirilecek zamana göre bebeğin 2 ya da 3 öğün yemeğini yanında taşımaya ne gerek var; gidilen ev sahibine -çorban var mı- diye sorulur, varsa içirilir, yoksa da Allah ne verdiyse yedirilirmiş.

Şimdi 1,5 yaşında bebeği gören altı bezli mi hala diye soruyor; çünkü onlar 1 yaşında çocuklarını çişe alıştırmışlarmış; nasıl; o zaman çocuğun kas gelişimi tamamlandı mı, tuvalet eğitimine hazır mı, çocuk hazır olduğuna dair sinyalleri veriyor mu diye dertler yokmuş ki, 1-1,5 yaşına gelen çocuk döve döve de olsa, aylar da sürse, zaman zaman poposunu çakmakla yakmak da gerekse sonunda  öğrenirmiş çişini tutmayı. Çocuğun psikolojisi değil, annenin sonunda hedefine ulaşmış olması önemliymiş.

Eskiden 7 yaşa kadar kafalar rahatmış, kreşe versem mi, ana sınıfına kadar beklesem mi, montessori methodunu izlesem mi, hangi okula göndersem soruları sorulmazmış. Okul çağı gelince 2 fotoğraf çektirilir, götürülür mahalledeki ilköğretim okuluna yazdırılırmış çocuk.

Eski anneler doğum yapıp aynı gün ayağa kalkmışlar, sütleri dolup taşmış, bebekleri cokur cokur emmiş, 3 yaşına kadar hiç hastalık görmemişler, okula başlayana kadar antibiyotik kullanmamışlar. Hiç terletmemişler, hiç üşütmemişler. Bebekleri  1 yaşında tüm dişlerini tamamlamış, konuşmuş, yürümüş, çişini söylemiş.

Çocuk terbiyesi, -kötü söz konuşursan ağzına biber sürerim- den ibaretmiş. Çikolata, şeker, cips serbestmiş; çocuk dilediği ölçüde yiyebilirmiş. Evlerde dekorasyonlar sade; 2 çek-yat 1 divan olduğundan çocuk için birsürü güvenlik önlemine de lüzum yokmuş, soba derseniz onu da bir kez yanan çocuk tecrübe ile yaklaşmaması gerektiğini öğrenirmiş. Bakınız; sobalı evde büyümüş her yetişkinin biryerinde bir yanık izi vardır.

Çocuğa boy, kilo, gelişim takibi yapılmazmış. Zayıfsa -dayısı da zayıftı ona çekmiş-, kısaysa -e annesi çok mu uzun canım- denilip geçilirmiş.

Çoğunlukla anneler çalışmaz; sabahlara kadar uykusuz kalıp, sabah yine de erkenden kalkıp işe gitme, bir de işte performans gösterme, konsantre olma zorunluluğu olmazmış. Çay üstüne çay, kahve üstüne kahve eklenmezmiş işyerinde ayılmak için.

Herşey doğalmış, su akar yolunu bulurmuş, çocuk sokağı da, kumla-çamurla oynamayı da, arkadaşlarıyla sosyalleşmeyi de, kavga ederse barışmayı da, kendi kendine öğrenirmiş. Utangaçsa utangaç, içine kapanıksa içine kapanık kalır; birsürü kitap hatmedilmezmiş ne yapsak diye. Kumla oynasın diye evde moonsand hazırlanmaz; birsürü duyusal aktivite yapılmazmış.

Şimdi ben karar veremedim, o zaman mı annelik kolaymış yoksa şimdi mi. Belki de bir kuşak daha atladığında ve bizler yaşlandığımızda biz de taze annelerin karşısına geçip -ben şu kadar çocuk büyüttüm, sen anlamazsın, öyle değil böyle yapmalısın- şeklinde ahkam keseceğiz, bilmiyorum. Ama bildiğim birşey var ki o da anneliğin hele ki bu devirde hiç kolay olmadığı..

Bu arada tüm bu yazdıklarımdan kendi anneciğimi tenzih ediyorum. Çünkü o kocası yıllarca yurtdışında çalışırken 3 çocuğuna hem anne hem baba olmuş, çocuklarını temizlikle, titizlikle yetiştirmiş, okullarına toplantılarına koşturmuş, kıyafetlerini bile elinde dikerek giydirmiş, çocukları üşümesin diye sabahları sobanın yanına sıcak su sabun getirerek ellerini yüzlerini yıkamış, çocuklarını türlü çocuk şarkılarıyla, masallarla, sevgiyle, ilgiyle büyütmüş bir annedir.

Bu yazı da benim nacizane tüm taze annelere anneler günü hediyem olsun. Sürç-i lisan ettiysem affolsun...


7 Mayıs 2013 Salı

KÜTÜPHANEMİZ 6- TÜBİTAK YAYINLARI- YAĞMURLU BİR GÜN/KARLI BİR GÜN/GÜNEŞLİ BİR GÜN/DOKTORDA

YAĞMURLU/ GÜNEŞLİ/ KARLI BİR GÜN

Nehir'in yavaş yavaş mevsimleri, soğuğu, sıcağı, yazı, kışı tanımaya başladığından bahsetmiştim. Tubitak yayınlarının çocuk kitapları ne zamandır ilgimi çekiyor ve hepsini alasım var ama kitaplar 3 yaş+ olduğu için şimdilik Nehir'in anlayıp sevebileceği, takip edebileceği birkaç kitabı seçtim. Hava olaylarını konu alan Yağmurlu Bir Gün, Karlı Bir Gün ve Güneşli Bir Gün bunlardan birkaçı. Kitapların 3yaş+ oluşu sizleri yanıltmasın, 2 yaş civarı bebeklerin çok seveceği ve anne- babalarıyla birlikte okumaktan zevk alacağı kitaplar. Nehir çok sevdi. Özellikle de Yağmurlu Bir Gün, Nehir'in diliyle "yaamurlu büügün" kitabını. Birlikte defalarca okuduk.

Serinin bir de Rüzgarlı Bir Gün kitabı var ancak ben alışveriş yaptığım sırada stokta olmadığı için alamadım; ama aklımda, ilk fırsatta alacağım.

DOKTORDA

Doktorda, Tubitak yayınlarının bir başka serisi.. Yuvada, Deniz Kıyısında, Hastanede serinin diğer kitapları. 

Nehir'in küçüklüğünden beri bir doktor korkusu var. Daha minicikken tanıdı doktorunu ve görür görmez çığlığı basardı. Biraz büyüdüğünden beri ise doktorun kapısından girer girmez, gidelim diye ağlamaya başlıyor. Ağlayarak zor tamamlıyoruz muayeneyi. Hatta komik bir anı anlatayım, geçenlerde Nehir'in babaanne dedesini ziyarete gideceğimiz bir sabah babası Nehir'e, kızım bugün amcaya gidelim mi diye sordu. Nehir, hayır istemiyorum dedi ve mızırdandı. Bütün sabah suratını astı, gitmek için giyinmek bile istemedi. En sonunda sordum kızım neden istemiyorsun amcaya gitmek dedim; "istemiyoyum, ditmiyelim doktor amcayaa" dedi.. :-) Biz amca dediğimizde o doktor amca diye düşünmüş. Kıyamam...

Doktora gitmekten bu kadar nefret eder ama eve geldiğinde biz sorduğumuzda da hepsini anlatır doktorda olanların. Doktor amca nerene baktı kızım diye sorarız, "ağzıma baktıı, kulağıma baktı, göbüşe baktı, sıytıma baktıı" 

Şimdi bu anlattıklarını bir de kitapta görsün, sadece kendisinin bu işkenceye (!) maruz kalmadığını, tüm çocukların doktor amcayı zaman zaman ziyaret ettiklerini, hem de neşe içinde bu ziyareti tamamladıklarını bilsin; biraz da korkusunu yensin düşüncesiyle, ilk adım olarak bu kitabı aldım. Kitabı okumaktan çok hoşlandı. Hatta zaman zaman gidip kendisi çekmecesinden çıkarıp karıştıştırıyor kitabını. İnşallah ilk doktor muayenemizde bir farklılık olur..







3 Mayıs 2013 Cuma

NEFİS BEBEK YOĞURDU

Nehir 6 aylık olduğundan beri yoğurdunu kendim mayalıyorum. Bu zamana kadar 200 ml'lik mama kavonozlarına mayalayıp hergün birtane yediriyordum; tek bir büyük kaba mayalayıp ordan bölerek yedirmeyi tercih etmedim çünkü yoğurda birkez kaşık değdiğinde sulanıyor ayrıca yoğurt açıldıktan sonra içinde asit birikip daha fazla gaz yapıyormuş. Böyle hergün tek bir yoğurt açıp taze taze yedirmek daha çok içime siniyor. 

Daha önce yazmadığım için kısaca yazayım nasıl mayaladığımı;  günlük sütü kaynatıyorum, sonra biraz ılımasını bekliyorum, ama çok da ılıtmıyorum, sıcağa yakın oluyor. Her kavanoza bir tatlı kaşığı yoğurt koyuyorum, üzerine sıcağa yakın sütü ekleyip, iyice karıştırıyorum. Kavanoz kapaklarını tam kapatmıyorum, böylece buhar dışarı çıkabiliyor ve daha katı-susuz bir yoğurt elde ediliyor. Üzerini sofra örtüleriyle kapatıp 7-8 saat sonra buzdolabına alıyorum. Bir 4-5 saat de buzdolabında kaldıktan sonra harika bir yoğurt oluyor.

Gelelim bu yazıyı asıl yazma sebebime; Tupperware Şeker Üçüzler. Geçen gün baktım ki, yoğurt mayaladığım kavanoz kapakları paslanmaya başlamış çok hafif- arada bir kavanozları yenileriyle değiştirmeme rağmen. Daha sağlıklı ve pratik bir çözüm düşünmeliyim dedim. Tupperware kaplar hem çok şık, hem sağlıklı hem de kapakları çok güzel kapandığı için biryere giderken Nehir'in yiyeceklerini bu kaplarla taşımak çok rahat oluyor. Kaplar 3'lü set olarak 30, tl'ye, indirim döneminde 25 tl'ye satılıyor. Ben 2 set yani 6 adet aldım ve ilk denememi yaptım bile. Yoğurtlarım çok çok güzel oldu. Şimdi temiz temiz, içime sine sine yedirebileceğim bu yoğurtları Nehir'e.




2 Mayıs 2013 Perşembe

PENDİK GÜLİSTAN SOFRASI

İşte çocukla gidilebilecek harika bir mekan: Pendik Gülistan Sofrası.

Restoranın bahçe bölümü çok çok güzel. Tam ortada çocuk oyun parkı var; sallanan oyuncaklar, çocuk masaları ve kaydıraklar. Bahçe çim hem de palmiye ağaçlarıyla süslenmiş. Güneş vurduğunda hemen büyük tentelerle masaların üzerini kapatıyorlar. 

Biz, eşim de ben de kahvaltıyı çok sevdiğimiz için, ve güne herzaman erken başladığımız için, kahvaltıya gittik buraya. Haftaiçi kahvaltı tabağı ve ek olarak ortaya patetes kızartması, omlet, tahin pekmez, süzme yoğurt vs. geliyor. Son derece yeterli ve doyurucu bir kahvaltı. Pazar günleri ise açık büfe brunch varmış. Fiyat kişi başı 16 tl, açık büfenin fiyatı da 24,50 tl imiş. Bana gayet makul geldi. Kahvaltı dışında restoran bölümünde her türlü yiyecek, cafe bölümünde de pizza'dan tutun da sıcak-  soğuk kahveler, hatta tantuni bile servis ediyorlarmış. Birgün brunch için birgün de tantuni yemek için gelmeyi kararlaştırdık bile eşimle. 

Gittiğimizde hemen parkin yaninda bir masaya oturduk; Nehir'i de özgür bıraktık. Çimlerde koşturdu, sallanan oyuncaklara bindi; kaydırağın merdivenlerine inip çıktı (ama kaymadı; henüz kendi başına kayamıyor; kahvaltıdan sonra babası ve benim yardımlarımla bol bol kaydı ama). Uzun zamandır ilk kez dışarda rahar bir kahvaltı yaptık eşimle.  












Restoran'in hemen çıkışında da park varmış. Nehir hanım salıncaklarda uzun uzun sallandı eve gitmeden. Öğle uykusu saati yaklaşırken evimize döndük.








Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...