30 Ekim 2012 Salı

PÜTÜRLÜ YEME ALIŞTIRMALARI

Biz de anne sütü alan her bebek gibi ek gıdaya geçiş için 6. ayın dolmasını bekledik ve 6. aydan itibaren doktorumuzun önerileri eşliğinde ek gıdaya başladık. Zaman içinde verdiğimiz gıda çeşitlerini artırarak, et, yoğurt, meyve, yumurta, sebze, meyve içerecek şekilde günlük sağlıklı ve çeşitli bir menüye ulaştık. Yalnız ufak (belkide büyük) bir sorunumuz vardı. Nehir küçükken dişlemesi, çiğnemesi için eline verdiğim şeylerden damağıyla büyük parçalar koparıp, ağzında döndürmeden direkt yutmaya çalıştığı için birkaç kez boğulacak gibi oldu gözümüzün önünde, çok korktuk; eline birşeyler vermekten vazgeçtik. Çorbalarını, sebzelerini de blender yapıp verdik çoğu zaman. Böylece Nehir herşeyi püre halinde yemeye alıştı. Ben zaten cesaretsizim, annem de emanet olduğu için korktu ve kızı pütürlü taneli şeyler yemeye alıştıramadık bu zamana kadar.

Son günlerde bu durum çok kafama takıldı, hele nette biraz araştırma yapıp 3-4 yaşarında hala püre ile beslenen çocuklar olduğunu okuduğumda çok moralim bozuldu. Ben de biliyordum aslında bebeklerin çiğneme ve yutma reflekslerinin 6-8 ay arasında geliştiğini ve bu aylarda pütürlü şeyler vererek alıştırmak gerektiğini. ama bir şekilde basiretimiz bağlandı; dişlerin çok geç gelmesinin, Nehir'in küçük doğması nedeniyle çenesinin daha kuvvetsiz olmasının, biberonda bile hala 1 no başlık kullanıp, yutmakta zorlanmasının da etkisi oldu tabi bu şekilde geç kalmamızda.

Forum sayfalarında gezindim; bizim gibi bir tecrübe yaşayan anneler neler yapmış, nasıl çözüm geliştirmişler diye. Ama bizim durumumuzda olup yardım isteyen annelere hep aynı yanıtlar gelmiş; "ben daha 4 aylıkken eline bisküvi verdim; 3,5 aylıkken sebze ezip yedirdim" vs vs.. E biz artık 3,5-4 aylık olmadığımıza göre bundan sonra ne yapacağız, onu söyleyen yok.

10 günlük bayram tatilini fırsat bildim ve bu süreçte kızımı pütürlü-taneli yemeye alıştırmaya karar verdim.
Neler yaptım peki? Öncelikle blender'i bir kenara kaldırdım ve hiç kullanmadım. Nehir'e elmayı rendeleyerek, muzu çatalla ezerek verdim; sebzesini çatalla ezdim, kırık pirinç ile yoğurtlu yayla çorbası yaptım, eline elma-armut-havuç-çubuk kraker gibi şeyler verdim sürekli.. İlk 3 gün zorlandık, bir öğün sebze yedirmem 30-45 dakika kadar sürdü, kaşığın ucuyla minik minik verdim lokmaları, çiğneyip yutması için zaman verdim, bayağ bekledim. Eline verdiğim şeyleri önceleri sadece elinde parçalayıp, ufalayıp attı, sonra ağzına götürdü fakat kopardığı parçaları tükürdü, son günlerde ise kopardığı lokmaları çiğneyip yutmayı öğrendi, ve yutamayacağını anladığı, büyük gelen parçaları ise tükürdü; direkt yutmaya çalışmaması büyük bir gelişme bizim için. Babası da eliyle pilav yedirmeyi denedi, sonuç başarılı oldu.

10 günün sonunda geldiğimiz aşama söyle: Artık eline korkmadan salatalık, elma vs. verebiliyorum, hatta çubuk kraker bile yiyebiliyor kızım. Blender rafa kalktı, sebzeleri çatalla eziyorum, yiyebiliyor. Kırık pirinçle yapılmış yayla çorbasını taneleriyle birlikte yiyebiliyor. Meyvesini ince rendelenmiş şekilde yiyor. Elimizle küçük küçük pilav verdiğimizde 1-2 çorba kaşığı kadar yiyebiliyor. Hatta köfte bile yedi kızım minik minik koparıp ağzına verdiğimde. Bunlar bizim için çok büyük gelişmeler, çünkü minik bir pirinç tanesi yüzünden kustuğunu bilirim kızımın. Kızımla birlikte yine azmettik ve başardık :-)

15 Ekim 2012 Pazartesi

İLK ADIM AYAKKABISI: PAGPA

Nehir ilk adımlarını 2-3 hafta önce 13,5 aylıkken attı. Artık bebek patiklerinden gerçek ayakkabıya geçme vakti geldi. Hadi bakalım, anne-baba için yeni bir telaş başladı, daha doğrusu telaş eden anne olacak ve babayı da bu koşturmacanın içine sürükleyecek tabii ki. 

Çıktık bir haftasonu büyük bir alışveriş merkezine gittik; bütün bebek mağazalarını gezdik, ayakkabıları Nehir'e denettik, yürüttük. O mu olsun, bu mu olsun; ortopedik mi almalı, anatomik mi, derken epey yorulduk ve zaman harcadık. Ama ilk adım ayakkabısı olarak önerilen ortopedik yüksek bilekli modellerle bizim kız hiç rahat edemedi, yürüyemedi bile. Ellerimiz boş eve döndük. 

Denemediğimiz birkaç marka daha kalmıştı. Birtanesi de Pagpa ilk adım ayakkabıları. Bu ayakkabı üzerinde düşünürken ablam 11 yaşındaki yeğenimin ilk adım ayakkabısını buldu çıkardı, baktık ki o da Pagpa. 2 çocuk büyütmüş bu ayakkabılar. 

Eşimle yine düştük yollara; mağazayı bulduk. Çok fazla çeşit vardı, hiçbir marka da bu kadar çeşit ilk adım ayakkabısı görmemiştim. Yüksek bilekli ve bileksiz modeller arasından satıcı bey bileksizleri önerdi; yüksek bileğin mantığı sadece kışın sıcak tutması, yoksa bir önemi yok, aksine çocuğun yürümesini zorlaştırır, dedi. Gerçekten de Nehir denediğimiz yüksek bilek bir modelle yine adım atamayıp düşerken, bileksiz ayakkabıyı giydirdiğimizde mağaza içerisinde koşmaya başladı. Ayakkabıyı kutusuna bile koydurmadık, küçük hanım ayağından çıkarttırmadı çünkü. Ayakkabının özellikleri, anatomik, alt tabanı yumuşak (ayağın rahat hareket etmesi için) burun ve topuk kısmı ise sert (darbelerden ayağı korumak için)

İlk adım ayakkabısı alacaklara tavsiyem;
-mutlaka bebeğe deneterek almanız, hangi ayakkabıyla rahat ediyorsa o ayakkabıyı tercih etmeniz,
-alt tabanının yumuşak olması (öyle ki ayakkabıyı elinizle ikiye katladığınızda katlanabilmeli),
-burun kısmının sert olması (malum yeni yürüyen bebek düşme ve çarpmalara meyillidir, minik parmakları darbelerden korumamız lazım),
- bir de birden fazla ayakkabı almak yerine tek bir ayakkabı alıp 3-4 ayda bir ayağı büyüdükçe yenisini almanız. Böylece bebeğiniz herzaman ayağına tam oturan bir ayakkabı giymiş olacak.

8 Ekim 2012 Pazartesi

ANNE OLMAK...

Anne olmakla ilgili yapılmış milyonlarca tarif ve yazılmış yine milyonlarca yazı bulunabilir. Hepsi de birbirinden güzel anlatımlarla betimler anneliği. Pekçoklarını okumuşluğum, okurken ağlamışlığım vardır. Düşündüm, benim için annelik nedir diye; yaşamıma neler kattı, beni nasıl geliştirdi, eşimle olan yaşantımızı nasıl etkiledi, kimdik, kimlere dönüştük? Ben de kendi tarifimi yazmaya karar verdim.

Anne olmak;

- Daha hamileyken hiç görmediğiniz bir varlığa aşık olmak, bir doktor kontrolünde doktorunuz "daha geçen hafta ultrason muayenesi yaptık, bu hafta ultrasonla bakmayalım" dediği için muayenehaneden ağlayarak çıkmak, bu hafta bebeğimi göremedim diye eşinizin başının etini yemektir.

- Anne karnında kilo almayan inatçı bir bebeğiniz olduğunda, o kilo alsın diye duyduğunuz her formülü denemek, tabak tabak haşlanmış buğdayı dünyanın en lezzetli yemeğiymiş gibi yemektir.

- Doğum sancısı çekmek, sezeryan ağrıları yaşamak; ama bebeğinizi ilk gördüğünüz anda tüm acılarınızı unutmaktır.

- Bebeğiniz emmedi diye kendinizi eksik, yoksun hissetmek; ona süt verebilmek için insan üstü bir çabayla hergün 2-3 saat aralıklarla süt sağmak, geceleri saat başı uyanan bebeğinizi uyuttuğunuzda uyumak için  1 saat olan vaktinizin yarım saatini süt sağarak geçirmektir.

- Bitmeyen gaz sancıları için sayısız yöntem geliştirmek, kah kucağınıza yüzüstü yatırıp saatlerce sırtını ovalamak, kah bebek pusetiyle bütün evi turlamak, kah kucağınızda hoplatarak oradan oraya koşturmaktır; bazen çaresizlikten, ağlayan bebeğinizle birlikte oturup ağlamaktır.

- Saçlarınız açıkken nasıl görünüyordu, unutmaktır; duştan 5 dakikada çıkmak, bebeğinizi öpüyorsunuz diye makyaj yapmamak, sırf aseton kokusu bebeğinize dokunur diye oje sürmemektir. Bakımsız olduğunuzu düşünerek hayıflanırken çevreden iltifat almaktır, anneliğin size güzellik katmasıdır.

- Artık dışarı çıkarken bebek bakım çantası dışında çanta taşımamaktır.  

- Alışverişe çıkıp kendinize hiçbirşey almadan bir sürü bebek kıyafetleriyle, bezlerle, mamalarla ve oyuncaklarla eve dönmektir.

- Anne bebek forumlarına üye olmaktır.

- Yoğurt, peynir yapmayı öğrenmektir.

- Her gece yatağa yattığınızda şükretmek, "ben bu güzelliği hakedecek ne yaptım acaba" diye kendi kendinize sormak, dünyanın en değerli mücevherine sahip olduğunuzu hissetmektir.

- Minik bir elin sıcaklığıyla uyumanın tadına doyamamaktır.

- Nazar duaları öğrenmektir.

- Aylar süren uykusuzluğa alışmak, insan uyumadan da yaşayabiliyormuş demek ki diye düşünmeye başlamaktır.

- Eşinizle yorgun bir günün sonunda biraz uyusa da dinlensek diye bebeğinizin gözünün içine bakmak, fakat o uyur uyumaz ondan konuşmaya başlamak, fotoğraflarına bakıp videolarını izlemektir, uykuda olduğu sürede bebeğinizi çok özlemektir.

- Çizgi film şarkılarının dilinize pelesenk olmasıdır.

- Araştırmacı ruhun gelişmesidir, ilk adım ayakkabısından, bebek karyolasına, oto koltuğundan, baston pusete kadar bebeğinizle ilgili herşeyi ama herşeyi araştırmaktır, onun için hep en iyisini yapmaya çalışmaktır.

- Sabah işe gitmek için evden çıkarken, uyuyan bebeğinize bakmak, vicdan azabı duymaktır, bazen gizli gizli ağlamaktır.

- Evin dekorasyonunu bebeğinize oyun alanı yaratacak şekilde değiştirmektir.

- Onsuz plan yapamamaktır, tatile, alışverişe, yemeğe, kahvaltıya heryere bebeğinizle gitmektir, onun size hiç yük olmamasıdır.

- Karşı olduğunuz, asla yapmam dediğiniz şeyleri yapmaktır; ilk aylarda yeter ki uyusun diye ayağınızda sallamak, biraz büyüdüğünde yeter ki yemeğini yesin diye tv karşısına oturtmaktır.

- Anne olmak tadına doyulmaz, tarifsiz bir mutluluktur, Allah'ın kadınlara bence en büyük lütfudur.





1 Ekim 2012 Pazartesi

DİŞ BUĞDAYI PARTİSİ


Nehirciğin dişi çıkalı 1 ay kadar oldu. Hazırlıkları tamamlayıp mini diş buğdayı partimizi gerçekleştirdik nihayet. Birkaç arkadaş ve aile arasında yaptığımız mini kutlamamız gayet neşeli geçti. İnşallah Nehir'in demir gibi sağlam, inci gibi güzel dişleri olsun ve bundan sonraki dişleri kolayca çıksın diyerek birkaç  fotoğrafla günü özetleyeyim..




Diş şeklinde yaptığım şeker hamurlu kurabiyeler. Yine yapımı, süslemesi, herşeyiyle bana ait..


Hello Kitty kurabiyeler de Hello Kitty gibi şirin kızıma yakışır diye düşündüm.


Bu buzdolabı magnetlerini keçeden kendim diktim, doldurdum, süsledim. Gelen misafirlerimize Nehir'in diş buğdayı hatırası olarak verdik.


Diş pastasını da kendim yaptım ve övünmek gibi olmasın ama bu sefer ki pastamı çok beğendim. Görüntüsü şirin, tadı ise oldukça lezzetliydi. Misafirler hazır pastalardan çok daha güzel buldular. 
Adet yerini buldu. Diş buğdayı da kaynatıldı. Pudra şekeri ve ceviz, badem, fındıkla süslenip ikram edildi.


Küçük hanım çok mutlu bir gün geçirdi.


Pasta ve kurabiye dışında, cupcake, poğaça ve börek de yaptım. Kızımın teyzesi de enfes mercimek köfteleri yapıp getirdi.


Gelelim diş buğdayının en önemli ritüeline: Meslek Seçimi. Nehir hanım önce çırpma telini sonra da ateş ölçeri aldı. Teyzesi şöyle yorumladı: "Zaten annesi gibi iyi bir aşçı olacağı belli, o hobisi olacak, mesleği ise doktorluk olacak." :-)


Hangi mesleği seçersen seç, hayatında hep mutlu ol tatlı kızım.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...